Anasayfa / BAYRAMLARA ŞİİRLER / Milli bayramlara şiirler / 19 Mayıs gençlik ve spor bayramı / 19 MAYIS TÖRENLERİ İÇİN GÜZEL BİR RONT ÖRNEĞİ

19 MAYIS TÖRENLERİ İÇİN GÜZEL BİR RONT ÖRNEĞİ

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
1 Kişi oy verdi
Ortalama puan: 5,00.
Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
Loading...

19 MAYIS TÖRENLERİ İÇİN GÜZEL BİR RONT ÖRNEĞİ

(Sahne; limanda bekleyen değişik yaş ve kıyafetteki insanlar. Aralarında bandırma vapurunu konuşmaktalar. Dalgalı deniz. Dalgalar gibi korkutucu, karamsar bir müzik.)

Komutan; Mehmet aslanım, telgraf bu sabah diyor değil mi? Yanlışlık olmasın.
Asker; Hayır komutanım. Bu sabah diyor.
Komutan; Hayırlısıyla gelsinler de, geç olsun, güç olmasın. O eski gemi gövdesiyle bu dalgalara direndi ya, pusulası bile bozukken buralara kadar ulaştı ya, artık sağ salim ayak basarlar inşallah.
Asker; İnşallah Komutanım.
Çiftçi dede; Göründü, göründü. (Eliyle ufku işaret eder. Halk sevinçle el çırpar.)
Hafize bacı; Dede, dur bakalım hele, bu o mu?
Çiftçi dede; Bu gözler Mustafa Kemal’i nerde görse tanır kızım, iyi bak!
Gazeteci Yakup; (Dürbünle bakmaktadır, gülerek) Bu o ya! Bu o!
(Halk sevinçle el çırpmakta, birbirine sarılmaktadır.)

Amir; Komutan geçmiş olsun inşallah. Buradan konağa geçiyoruz, ahali orada bekliyor. Paşam bir konuşma yapacakmış. Akşam yemekten sonra da aramızda toplanacağız.
Komutan; Yakup teğmen, biz limandan ayrılınca siz gemiyle ve mürettebatla ilgilenin. Aman diyeyim bu mukaddes gemiye ve mürettebata saygıda kusur etmeyin. Göreceksin bu sefer, Türk’ün makus talihini baştan sona değiştirecek. Bu gemi de adını tarihe altın harflerle yazdıracak. Aman eksik birşeyler olmasın.
Yakup Teğmen; Siz merak buyurmayın komutanım. Evladım gibi ilgilenirim.
Muallim (Öğretmen); (Çocuklara seslenip) Çocuklar çalıştığımız gibi. Paşa inince hemen bayrakları sallıyor, alkışlıyoruz. (Eliyle çocukları bir kez daha sıraya sokar.)
Gazeteci; Amirim, inerken ve siz karşılarken bir iki resim çekip hemen gazeteye koyacağım. Tüm Anadolu bu haberi bekliyor.
Amir; (Sevinç ve gururla) Koy ya, hemen koy. Artık yüzler gülmeye başlasın biraz. Hain düşman düşünsün gayri.
Komutan; Geldiler, geldiler çok şükür. Baksanıza gemi nasıl zorlanıyor. bandırma iyi iş çıkardı Allah için.
Amir; Şükürler olsun, şükürler olsun.
Fatma teyze; Bu sarıkızı getirdim komutan. Akşama kesip yemeğe koyarsınız etini.
Komutan; Olur mu hiç teyzem. O senin tek servetin.
Fatma Teyze; Daha ulvi bir şey de bana da, o iş için harcayayım bu serveti o halde?
Amir; Herşeyin zamanı gelecek Fatma Bacı. Ama şimdi değil. Elhamdülillah yiyecek ekmeğimiz hala var.
Fatma teyze; Tamam o halde. Lazım olursa deyin yeter.
(Gemi yanaşır, halatlar bağlanır, iskele açılır, yolcular inmeye başlar)

Topal Rıza; Komutan bak iniyor paşam. nasıl da yorgun, ama nasıl kararlı bakıyor. Bak gülümsüyor halka, el sallıyor.
Komutan; Bakar ya! Mustaf Kemal o. Uzağı da görür yakını da, sevgiyi de ta uzaktan tanır düşmanlığı da, haini de bilir can dostunu da.
Murtaza amca; Onunla Çanakkale’de birlikte savaştık Komutan. Şükür ki nasip oldu. Orada anlatırlardı geceleri uyumaz, hep düşünürmüş. Komutanlarla danışır, ertesi gün düşmana sürprizler hazırlarmış. Askerlerin arasında geceleri dolaşır, onlarla sigara tüttürür, hallerini dinlermiş. Yaralıların sağlığını sorar, suyunu paylaşırmış. Bir keresinde bana da rast gelmişti de “Allah’ın izniyle başaracağız inşallah” demişti. Bak Çanakkale’den defolup gittiler. Dediği gibi oldu.
Komutan; O halkının damarlarında atan nabzı da bilir, ruhunda esen rüzgarları da. O Mustafa Kemal! Haydi bakalım. Paşam iniyor. Sonra devam ederiz.

(Atatürk merdivenlerden el sallayarak, yavaş yavaş iner, tebessüm etmektedir. Komutan ve amir karşılamaya giderler. )

Amir; Paşa’m hoş geldiniz. Sefalar getirdiniz.
Komutan; Hoşgeldiniz komutanım.
Atatürk; Hoş bulduk arkadaşlar. Zahmet etmişsiniz. (Halka dönerek) Selamün Aleyküm Türk Halkı. Ayaklarınıza sağlık. Analar, bacılar, dedeler, çocuklar bugün şahit olun ki Türk’ün tarihinde yeni bir yaprak açılıyor. Zaferlerle dolacak, gururla hatırlanacak, tarihe geçecek bir yaprak bu. Hep birlikte umutla, güvenle yarınları inşallah daha güzel yapacağız.
(Halk alkışlar, bayraklar sallanır, okul çocukları marşlar söylerler)(Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa)
(Gazeteci fotoğraf çeker, halk Paşa’yı yakından görmek için yaklaşır, sarılırlar.)
Atatürk; Komutan, mürettebat ve diğer yolcularla ilgilenirsiniz. Bir hayli yorucuydu. Hastalar da var. Geminin de noksanları var. Geldik ama siz onu birde kaptana sorun.
Kaptan; Yolcu siz olduktan sonra paşam biz dünyanın öbür ucuna gideriz evvelallah. (Bir eliyle de gemisini okşamaktadır.) Çok şükür sizi, emanetimizi Anadolu’ya sağ salim ulaştırdık ya, artık ölsem de gam yemem.
Atatürk; Kaptan o nasıl laf öyle. Daha çok güzel günlerimiz olacak inşallah. Bak, şu halkın gözlerindeki umudu görüyor musun? Şu çocukların bayrak tutuşunu. Bu umudun karşısında dağ olsa duramaz. Değil İstanbul’daki düşman gemileri, değil İzmir’e çıkan Yunanlılar tüm dünya çullansa bu umudu yere seremez. (Halka döner) Bu halkı tüm dünya çok yakında tanıyacak. Türk’ün gücünü tüm düşmanlar görecek meraklanma. Seninle de İzmir’de Kordon’da bir yemek yiyeceğiz inşallah.
Kaptan; İnşallah paşam, inşallah.
Atatürk; (Halka hitaben) Anadolu’nun güzel insanları. Arkadaşlarımla birlikte sizlere selam ve umut getirdik. Bugün düşmanların haksızlığına, yöneticilerin delaletine, savaşın adaletsizliğine dur demek için buradayız. Türk’e asırlardır saldıran hain düşmanların karşlısın dikilmek için birlik olacak, toparlanacak, silahlanacak, ayağa kalkacak ve şahlanacağız. Dedik ve diyeceğiz ki; bu yurt bizimdir, hakkımız, mirasımız, göz bebeğimiz, varlık sebebimizdir. Ey düşmanlar geldiğiniz gibi gidin. Türk’ü esir etmek haddinize değil. Bu vatanı almak harcınız değil. (Alkışlar yükselir)
Fatma Teyze; (Göz yşlarını tutamayarak) Çok yaşa paşam, çok yaşa.
Topal Rıza; Ağzına sağlık paşam, seninleyiz. Ölene kadar, öbür bacağım da gidene kadar seninleyiz.
Atatürk; Yarından tezi yok şehitlerin, gazilerin, öksüz yavruların, dul bacıların, kopan bu bacakların hesabını sormak için tek yürek olacağız inşallah. Daha yolun başındayız. Yapacak çok işimiz var.
Gazeteci; (Fotoğrf çekmektedir) Anadolu bekliyor Paşam. Gazetey için birşeyler söylemek ister misiniz?
Atatürk; Şu halkı çek. Altına da yaz ki bu millet tarih boyunca esir olmamıştır ve olmayacaktır. Onlar ise geldikleri gibi gidecek, Anadolu yurdu her zaman ki gibi Türk kalacaktır. Döktükleri kanlar, yaptıkları zulümler ise hem tarih hem Allah nezdinde kara bir leke ve günah olarak kalacaktır. Lakin çalışmak, bir olmak, uyanık olmak mecburiyeti vardır. Hürriyet ve İstiklal; birilerinin armağanı değil, kahraman yüreklerin, bükülmez bileklerin hakkıdır. Türk milleti kendisine sorulmadan tepside sunulan özgürlüğünü canı pahasına geri alacaktır. Şimdi silahlanmak, birlik olmak ve hazırlanmak zamanıdır. yeri ve zamanı geldiğinde bu Ulus düşmanların tamamını denize dökecek ve medeni toplumlar gibi huzur ve güvene kavuşacaktır.
Şükran Teyze; Paşam, asker az, silah az, para yok, düşman güçlü.. Zor olmayacak mı? Biz kadınlar da arkandayız. Sana güvendik. ne dersen yaparız. Lakin..
Atatürk; Güzel olan zoru başarmaktır, başaracağız. Zorlukları yenemezsek zaferin kıymeti ömürlü olmaz. Değilmi ki boynumuza dolanmış ipler, değilmi ki silahlar alınmış elimizden, değilmi ki saltanat çoktan teslim olmuş biz dirilecek, dikilecek, hesap soracak ve hakkımızı geri alacağız. Parolamız şu olacak; Ya İstiklal ya ölüm!
Amir; Nice Çanakkale’ler yaşatacağız inşallah Paşam.
Atatürk; Çanakkale’de askerin maneviyatı, vatan sevgisi, şehit olma arzusunu yakından görmüş biri olarak sizlere söz veriyorum. Bu ruh yaşadıkça tüm dünya bir olsa Türk’ü mahkum ve esir edemeyecektir.
Murtaza Amca; Bilirim Paşam, bende oradaydım.
Atatürk; Önce birlik olacak, aramızdaki kavgaları bitireceğiz. Sonra hedefimizi koyacak ve bu hedefe giden yolu tatbike koyulacağız. Sonra ise gereken yapılacak. Mesele hazır olmak ve kabuldedir. Allah ve vatan yoluna ölmeye razı olmadıkça büyük zaferler asla kazanılmaz. Düşmanlarımızda olmayan bu hissiyat zaferimizin teminatı olmuştur, olacaktır. Yüce Allah’ın güç ve iradesi inşallah bizlerle olacak, zalimler bu topraklardan tez zamanda atılacaktır.
Zeynep adlı genç; Paşam, bizlerde seninleyiz. Okula ara verip yanında mücadele etmeye hazırız. Burada olmayan daha nice arkadaşımla ben iste savaşalım, iste mermi taşıyalım, at sürelim. vereceğin emirlere hazır ve amadeyiz.
Atatürk; Sırası gelecek inşallah ama şunu bilin ki zafer önce zihinlerde ve kalplerde kazanılır. Bilim ve medeniyet ışığı ve bu ışığa inanç kuvvetli olmanın da şartlarındandır. Sizler okuyacak, dünyayı ve düşmanı tanıyacak, öğrendiğiniz herşeyi etrafınıza da anlatacak, ışık olacaksınız. Medeniyet nuru elden ele gezen mum gibidir. Sizinle sınırlı kalırsa erir gider. Elden ele gider de diğer mumları teker teker yakarsa bir süre sonra tüm bu topraklar ışıl ışıl yanar, aydınlık olur.
Zeynep; Söz sana Paşam. Lakin cephede savaşmaya bile and ettik biz. İstiklal ve hürriyet uğruna ölmeye hazırız.
Atatürk; Sizler geleceğin teminatısınız. Sizler okumalı, bilgilenmeli ve savaştan sonraki yarınları inşa ederken aydınlık dağıtanlar olmalısınız. (Halka dönerek) Siz çiftçiler, öğretmenler, ırgatlar, ameleler, anneler, babalar… her biriniz bu vatanın mukaddes evlatlarısınız. Herkes her alanda mücadeleye katkı sağlamadıkça ne düşman yenilir, ne zaferler kazanılır. Çiftçi üretimle, aydın kalemiyle, anneler bebeklerine güzel bakmakla, dedeler örnek olmakla meşgul olacak. kalkınma ve kurtuluş asla ve sadece askeri zaferlerle kazanılamaz. Her zaman ve her alanda güçlü ve hazır olmalıyız. Medeniyet rüzgarlarına yenik düşmemek için bilgili, gayretli ve kararlı olmalıyız. (Alkışlar)
Mustafa adlı genç; Paşam, asker olarak ta, alimler olarak ta emrindeyiz. (Atatürk’ün elini öpmeye kalkar, paşa müsaade etmez)
Atatürk; Asıl eli öpülecek olanlar sizlersiniz. Yıllardır karla, yoklukla, cehaletle, ağır yüklerle sınandınız. bebeleriniz aç yattı, davarlarınız bir deri bir kemik kaldı. Elinizde avucnuzda yokken vatandan sakınmadınız, evlatlarınızı savaşa göndermekte tereddüt etmediniz. Analar evlatlarını şehit verdi, evltlar yetim büyüdü. Tarlalar bakımsız, mahsuller tarlada kaldı.
Çiçekçi kız; (Atatürk’e yaklaşır, yakasına çiçek takar) Yolun, bahtın bu gül kadar güzel olsun paşam.
Atatürk; (Çiçekçi kızın saçını okşar) Senin de yarınların, hür, güvenli ve güzel olsun güzel kız. (Halka dönerek) Sevgi ve saygıyla husumetleri bitirmek, şahsi çıkarları bir kenara bırakıp vatan menfaatlerini düşünmek zamanıdır şimdi. Bir elin sesi yok, iki elin sesi vardır. Herkez bu vatan için bir uçtan yapışmalı, elini taşın altına koymalıdır ki meseleler birer birer halledilsin. Bu mukaddes yolculuğun kolay ve acısız olacağını söylemiyorum size. Lakin bize düşen herşeyi göze alıp aydınlık yarınlar için çalışmak ve Allah’a teslim olmaktır. Gayret bizden galibiyet Allah’tandır.
Hoca efendi; Allah, zalimleri, yalancıları, hak yiyenleri sevmez. Ama Allah, hak ve adalet yolunda, hzuru ve barış yolunda cihad edenleri sever. Vatan uğruna şehit olan ve olacak evlatlarımıza ne mutlu! Yüce Allah, kelamında, onlara ölüler demeyin diyor. Onlar cennettedirler. İnşallah bizler de şehadet şerbetini içer ve onlara kavuşuruz.
Atatürk; Vatan uğruna canımız feda olsun Hoca efendi. Lakin borcumuz yaşamak ve ölmemektir. Ölmemektir ki daha güçlü yarınlar için umutlanalım. Mukadderat ölmek ise Allah’a boynumuz kıldan incedir lakin ilk borcumuz canımıza kast eden düşmanları kovmak, gerekirse öldürmektir. Görülen odur ki düşman tatlı hayallerle Anadolu’ya yayılmak ve haksız işgaller yapmak niyetindedir.
Fatma bacı; Hepimiz askeriz Paşam. Gelecekelri varsa görecekleri de var.
Atatürk; Kadınlar, bacılar! Bu zalimler sizlere saldıracak, öldürecek, acıtacak, çirkin zulümler yapacaktır. Çünkü bunlar korkak ve namerttir. Askerimizin karşısına çıkamaz, ama kadın ve çocuklara karşı asla kesilirler. Sizler hem namusunuzu koruyacak, hem cephedeki erlerinize destek sağlayacaksınız. Bebeleriniz de sizlere emanettir.
Murtaza amca; yaşlılar ve özürlüler olarak ta paşam cepheye gidemesek te cephe için emirlerine her zaman hazırız.
Atatürk; Öyleyse tüm duymayanlara buradan duyurun ki milli davamız bugün burada başlamıştır. Zaferle taçlanmadan da durmayacaktır. Tüm Anadolu bir yürek olmadan, küslük ve husumetler bitmeden birlik olunamaz. Cesaret ve fedakarlık olmadan savaşlar kazanılamaz. İnanmak başarmaktır. Önce inanacak sonra çok çalışacağız. Güzel yarınlar yakındır. Varın duyurun uzak illere, telgraflar çekin. Deeyin ki; Samsun’da ateşlenen özgürlük ve kurtuluş kandili çok yakında tüm yurdu aydınlatacak. (Gazeteciye dönerek) Gazeteci, yaz ki, Türk’ün uyumakta olan ruhu uyanmış, gözler açılmış, yürekler kabarmıştır. Türk’ün kurumaya yüz tutturulan şeref pınarları sel olup akacaktır. Bu gücün karşısında da hiç kimseler duramayacaktır.
Komutan; ben ve askerlerim emrindeyiz Komutanım.
Amir; Emrindeyiz paşam.
Halk; (Bir ağızdan) EMRİNDEYİZ PAŞAM.
Atatürk; O halde ben de buradan söz veriyorum ki, kanımın son damlasına kadar vatan ve hürriyet uğruna mücadele edecek, aziz saydığım tüm şeyler adına yemin ediyorum ki vatanın selameti için çalışacağım. Dava ve silah arkadaşlarımla, sizlerle, buarada olmayan kahraman Türk halkıyla omuz omuza bu düşmanları bu güzel yurttan kovmadan gün yüzü görmek bizlere haram olsun.
Halk; (Bir ağızdan) HARAM OLSUN.
Atatürk; Gençler, yaşlılar, bacılar, erkekler. Hileye, tuzağa, yalana, iftiraya, haksızlığa, zulme, çıkara menfaate, kanmaya, aldanmaya, mevkilere, makama, korkuya, tereddüte teslim ve razı olursam vazgeçer, erteler, üşenirsem hakkkınızı helal etmeyin. Düşmanı yurttan atmadan, vatanı kurtarmadan, esareti sonlandırmadan pes edersem hakkınızı helal etmeyin.
(Alkışlar)
Çocuk; Ben de varım Ata’m. Bana da bir görev ver.
Atatürk; (Sevgiyle başını okşar) Sizler yarının teminatı, geleceğin güllerisiniz. Sizler var oldukça bu millet esaret görmeyecektir. Senin ilk vazifen büyümek ve öğrenmektir. Bunu yaparsan vatana hizmet etmiş olursun.
Ayşe nine; (Atatürk’e yaklaşır, yanağını okşar) Senin doğuran anadan Yüce Rabbim razı olsun evladım. Allah eline güç versin. Rabbim davanı hayırlı, emellerini muzaffer eylesin. Bu kutsal yolculukta işin rast gitsin.
Atatürk; (Eğilir, ninenin elini öper) Allah senden de razı olsun annem.
(Okul çocukları koşarlar, Atatürk’e sarılırlar, halk alkışlar, Atatürk’ün gözleri dolar) Ben bir Mustafa’yım, nice Mustafa’lar olmadan, Mustafa Kemal’ler Samsun’lara çıkmadan kurtuluş olmaz. İşte bu sevgi ve güven, bu kardeşlik ve birlik bizi inşallah zafere erdirecektir.
Gazeteci; Paşam çocuklarla da bir resim alabilir miyim?
Atatürk; Çek bakalım… Altına da şöyle yaz; Kurtuluşu biz bu ruh haliyle kazanacağız. Ve yarınları işte bu çocuklara ve gençlere emanet edeceğiz. (Resim çekilir, halk ta paşanın etrafında toplanır, sarılırlar, kalabalık limandan yavaş yavaş ayrılır)
(İzmir Marşı eşliğinde)
(SAHNE BOŞALIR)

-SON-

ADMİN (İ.B.)

Hakkında editor

editor
Sitemizin orta öğretim seviyesinde bir eğitim sitesi olduğunu lütfen unutmayınız! Lütfen şiir ve yazılarda hata veya yanlışlık olduğunu düşünüyorsanız bildiriniz... Yazı, şiir ve yorumlarınızda ziyaretçilerimizin yaş grubunu düşünerek seviyeli ve dikkatli olunuz. Telif haklarına dair sınırlamalara mutlaka uyunuz. Alıntılarda muhakkak kaynak gösteriniz. Emeğe saygılı ve genç beyinlere faydalı olmaya gayret ediniz. Sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler...

göz atmak isterseniz ...

İŞÇİ Mİ,DİŞÇİ Mİ? Ülkü Duysak

İŞÇİ Mİ,DİŞÇİ Mİ? Ülkü Duysak 1.PERDE 1.SAHNE DEKOR:Sokak görüntüsü KİŞİLER:Bir kadın ve bir genç KADIN-(Eli …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ 42 = 46