Anasayfa / DÜZ YAZILAR / ATASÖZLERİ / A harfiyle başlayan atasözleri ve anlamları

A harfiyle başlayan atasözleri ve anlamları

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
Loading...

A harfiyle başlayan atasözleri ve anlamları

Abanın kadri yağmurda bilinir.

(Her şeyin gerçek değeri, ona gerçekten ihtiyaç duyulduğu zaman ortaya çıkar. Burada bahsedilen kıyafet kaba görüntüsüne rağmen yağmurdan gayet başarılı bir koruma sağlar, ıslatmaz ve değeri yağmurlu havada daha çok anlaşılır. Diğer zamanlarda ona ihtiyaç duymuyor olmamız onun kıymetini düşürmez. Biz güzel havalarda ona değer vermesek te, hatta fırlatıp bir kenara atsak ta onun değeri hep aynıdır. Onun orada ve ihtiyaç duyduğumuzda bizi koruyacağını bilmek te bizi her zaman rahatlatır. Öte yandan, bir malzeme veya dostun değerini anlamamız için ille de o gerece, araca, dosta ya da ortama gereksinmemiz olması veya her zaman yanımızda olması gerekmez. Bazı şeylerin değeri her zaman ve gereksinim olmadan da anlaşılmalıdır.)

Abdal ata binince bey oldum sanır, şalgam aşa girince yağ oldum sanır

(Kimi kimseler ehliyetsiz ve liyakatsiz oldukları halde bazı iltimaslardan dolayı bir mevki elde etseler, derhal aptalca davranmaya, o yerin adamı gibi görünmeye ve büyüklenmeye, böbürlenmeye başlarlar. Dahası, hak etmedikleri halde bunun kendi hakları olduğunu, orada bulunmalarının kendi gayretlerinin sonucu olduğunu ileri sürerler. Abdal fakirdir ve çoğunlukla yaya gezer lakin yeterince kendisini geliştirememiş bir abdal bir vesile ile at ile seyehat etme imkanına kavuştuğu zaman hemen böbürlenir ve kendisini olduğundan farklı ve yüksek görmeye başlar. Kendisini geliştirememiş kimselerde sıkça rastlanan bu durum gereği satın aldıkları şeylerle böbürlenme hissi tüm zayıf karakterlerde mevcuttur.)

Acele işe şeytan karışır.

(Acele iş plansız iştir. Çabuk olmakla acele etmek arasındaki fark ilkinde oyalanmamak, ikincisinde plansız ve panik halinde hareket etmek manasınadır. Düşünüp taşınmadan, panik ve telaşla yapılan işten iyi sonuç beklenmemelidir; o iş ya yanlış, ya kısa ömürlü ya da bozuk olur. Bu iyi tasarlanmamış işleri hayata geçirmeye çalışılırken mutlaka birşeyler ters gider ve bu söz bunu anlatmak içindir. Şeytanın karışması da o işin iyi ve güzel sonuçlanamayacağı manasınadır.)

Acıkmış kudurmuştan beterdir.

(Bir şeyden uzun süre yoksun kalan kimse, eğer dirayetsiz biriyse onu gördüğü anda ele geçirmek ister; kendinden geçercesine ona saldırır, sanki kudurmuş gibidir, gözü hiçbir şeyi görmez, tek düşündüğü uzun süre yokluğunu çektiği o nesnedir. Bu hırs ve istek o derece yüksektir ki kudurmaktan beterdir. Çünkü kudurmuş belli bir şeyin özlemini çekmeden, bir rahatsızlık gereği ve kendisini bilmeden o sapıklığı yaparken, acıkmış olan açlığını ne pahasına olursa olsun gidermek niyetindedir.)

Aç tavuk (düşünde) kendini buğday (arpa, darı) ambarında sanır (görür)

(Yoksulluk çeken, varlık yüzü görmeyen kişi sürekli ihtiyaç duyduğu şeylerin hasretini çeker; kendisini onları elde etme hayaline kaptırır, olmayacak düşler kurar. Düşler zararlı değildir lakin hayal etmek ve emek sarf etmeden beklemek yapılacak en yanlış şeydir. Bunun yerine çalışmak, emek sarf etmek ve yarınları planlayarak tasarruflu olmak lazım gelir ki tek başına hayal edilen şey her zaman hayal kalmaya mahkumdur.)

Açık yerde tepecik kendini dağ sanır

(Koyunun olmadığı yerde keçi kendisini Abdurrrahman Çelebi zanneder sözüyle aynı manadadır. Anlamı; basiretsiz, eğitimsiz, düşük ahlaklı kimseler arasında azıcık meziyet ve fazilete sahip kişiler bile büyük rağbet görür. Başka bir deyişle, kıymetli, yetenekli kimselerin bulunmadığı veya az bulunduğu bir yerde, kendinde az da olsa bir şey bulunan kimse böbürlenmeye, büyüklük taslamaya başlar.)

Adamın (insanın) adı çıkacağına canı çıksın .

(İyi insan olmak bir ömür sürerken, kötü insan olmak için on dakika yeterlidir. Bu atasözün de anlamı budur ki insan iyilik ve güzellik yapmalı ve bununla anılmalıdır. Bu halde onun iyiliğinden çokça bahsedilmez ama o kimse kötülük yapar ve kötü olarak tanınırsa çokça konuşulur ve tez zamanda çokça yayılır. Kişi hatalarından vazgeçse ve artık iyi işler yapmaya gayret etse de bu kötü etiketin silinmesi ve o kişinin tekrar iyi olarak anılması gayet zor ve uzun sürelidir. )

Ağaç Yaş İken Eğilir

(Ağaçlar ve fidanlar nasıl bedenleri zayıfken şekillenir ve büyüdükçe o halleri kalıcı hale gelirse, insanların da bebek ve çocukluk yaşlarda öğrendiği pekçok şey ona yön verir, karakterini şekillendirir. Sonraki yıllarda bu şeklin değişmesi imkansız olamsa da zordur. Çünkü tıpkı sertleşen ağaç gövdesi gibi hem değişime dirençlidir yani eski haline çevirmek yoğun emek ve zaman ister hem de sertleşen gövde gövdesinin o ana kadar aldığı şekil itibarıyla eski şekline istese de dönemeyecektir. Fazla zorlanınca da kırılacaktır. Bu nedenle esas olan çocukların erken yaşlarda doğru ve güzel alışkanlıklar ve disiplinler kazanmasıdır ki bu huylar sonradan kolay kazanılamaz.)

Ağlamayan çocuğa meme vermezler.

(Derdini söylemeyen derman bulamaz atasözü ile benzer manadadır. Hakkımızın yendiği yerde susup sonuca katlanmak doğru değildir. Susar, sesimizi çıkarmaz, hakkımızı aramazsak kimse bize yardım elini uzatmaz; hakkımızı vermez. Onun için hakkımızı arama yoluna gitmeli ve bu yolda sesimizi duyurmalıyız. Benzer şekilde bir şeyi istiyorsak veya hakkımız olduğunu düşünüyorsak bunu dile getirmeli ve talep etmeliyiz. Çünkü kimse zihnimizi okuyamaz ve sonra çok geç olabilir.)

Ak akçe kara gün içindir.

(Kazanılan başarı, para veya zaferin hemen sarf edilmesi yerine, geleceği düşünerek bir kısmının tasarruf bilinciyle bir tarafa konması uygundur. Çünkü hayat her zaman bolluk ve başarılarla geçmez. İnsanın bazen de dar ve sıkıntılı zamanları olur. Dahası bugün elimizde bolca bulunan o şeye gün gelir ihtiyaç duyarız ve o an elimizde kocaman bir hiç olabilir. Bu yüzden tedbirli ve tasarruflu olmak en güzelidir.)

Akacak kan damarda durmaz.

(Bir şey olacaksa olur, başka bir deyişle herşey olacağına varır. Yani bazen işler planımız veya isteğimiz dışında gelişir. Bu durumda yakınıp dövünmek yerine o duruma uygun hareket etmeli, elimizden geldiği kadar yanlışsa düzeltmeye veya güzelse uymaya çalışmalıyız.)

Akıl akıldan üstündür.

(Herkes kendisini akıllı, eğitimli sanar çünkü en akılsızlar bile kibirleri, egoları yüzünden kendisini dünyanın en akıllısı, en doğru karar vereni farz eder. Oysa bir insanın herşeyi en iyi bilmesi teknik olarak mümkün değildir. Bu nedenle diğer ve farklı fikirleri uymasak bile dinlemek akıllı insan olmanın ilk gereğidir çünkü aklımıza gelmeyen o başkasına ait fikir bizimkinden daha basit ve güzel bir fikir olabilir. Yok eğer o fikri sevmediysek te zaten kendi fikrimizi tatbike devam eder ve bir şey kaybetmiş olmayız.)

Akıl yaşta değil baştadır.

(Aklın yaşta olmamasının en büyük göstergesi tecrübe, beceri ve ehliyet noksanıdır ki girişken olmayan, tahsilsiz, meraksız, araştırma ruhundan uzak kimselerin isbateli karar vermesi zaten mümkün değildir. Aksine aklını kullanan, ehliyetli ve araştırmacı ruhlar yaşları küçük olsa da çoğu zaman daha isabetli karar verirler. Tecrübe faktörü bir istisna olsa da akıl tecrübeden önde gelir.)

Akıllı düşman, akılsız dosttan hayırlıdır.

(Akılsız insan daha doğrusu aklını düzgün kullanmayan bir insan etrafına dost düşman demeden zarar verebilir. Bu insanları biz dost kabul ettiğimiz ve bir zarar beklemediğimiz içinde çoğu zaman bu zarardan fazlasıyla etkileniriz. Bu yüzden dostlarımız bize istemeden bile olsa isabetsiz bir kararla akılsız yaklaşımlarla zarar veremeseler de zaman kaybettirir, bizi yanıltır ve zaman kaybettirirler. Oysa düşman akılsız da olsa, akıllı da olsa düşmandır ve biz onu bildiğimiz için ona tedbirli yaklaşırız. O bir hamle yaptığında da hazırlıklı olduğumuz için az zarar görürüz çünkü tedbirimizi önceden almışızdır.)

Akraba (dost) ile ye, iç, alışveriş etme.

(Akrabayı sevmek ayrı alışveriş yapmak ayrıdır. Burada bahsedilen mana, alışverişin ve akrabalık ilişkilerinin farklı olduğudur ki ikisinin de kuralları farklıdır. Ticaretteki anlaşmazlıklar veya anlaşmalar ticaret kuralları içerisinde doğal şeylerdir ve söz konusu kazanmak veya zarar etmektir. Oysa akrabalık ilişkilerinde konu maddiyattan öte manevi manadadır. Dolayısıyla manevi olarak kabul veya reddetmemize sebep olacak akraba ile ticaret işleri, ticari olarak doğru kararlar olmayabilir her zaman ve bizi zarar ettirebilir veya zarar durumunda akrabalık ilişkilerimize zarar verebilirler. Bunun için en iyisi akrabalık ve ticari işleri birbirinden ayırt etmek ve olası kırgınlıkları en baştan önlemektir.)

Al elmaya taş atan çok olur.

(Meyve veren ağacı taşlayan çok olur atasözü ile aynı manayadır. İşin planlama, hazırlık veya gelişme sürecinde ortak olup omuz atan, yardım edip, emek ve sermaye koyan yok veya az iken, o iş bir aşamaya gelip, başarı şansı belli olduktan sonra sahipleneni çok olur manasınadır ve herkes o zaman o işten kendisine pay çıkarmaya kalkar.)

Alet işler, el övünür.

(Güç ve kuvvet isteyen işlerin çoğu bir alet veya makine yardımıyladır ki çıplak el ile yapılamayacaklar yapılabilsin ve az güç kullanarak halledilebilsin. Lakin işin büyük kısmını makine veya alet yaptuığı halde övünen çoğu zaman eldir yani kişidir. Yani işi planlayan, ortam hazırlayandan çok o işi fiilen yapan başarının gerçek sahibiyken, çoğu zaman yapan değil, yaptıran kendi zaferi gibi bahseder manasınadır.)

Arslan yattığı yerden belli olur.

(Tertip ve düzenin gereğini vurgulamak için söylenmiş bir sözdür. Manası, kişi kendi temel işlerine, günlük yaptığı şeylere ne derece önem veriyor, ne kdar disiplinli davranıyorsa yaptığı ve yapacağı tüm işlerde aynı esaslar dahilinde olacaktır demektir. Yani düzensiz, yatağını yapmaktan aciz bir kimsenin çok büyük işleri hasarsız ve düzgün yapması mümkün değildir demektir. Bu nedenle insan önce kendisini geliştirmeli, davranışlarını düzeltmeli ve yapacağı tüm işlere bu alışkanlıkları yansıtmalıdır.)

Alışmış kudurmuştan beterdir.

(Bir insan bir yanlışa, hazırcılığa, tembelliğe alışmışsa, bundan zarar değil aksine fayda elde etmişse, etrafında kimse ona yanlış yağtığını söylemiyorsa dönmesi ve düzelmesi zordur. Çünkü alışkanlık haline gelmiş bu yanlışın düzeltilmesi gayet zordur ve kudurmuş bir insan gibi o kimse etrafına zarar vermeye devam edecek ve kötülük yaptığının farkında bile olmayacaktır. )

Arpa eken buğday biçmez

(Ne ekersen onu biçersin sözü ile aynı manayadır. Kimse neler düşünür, başkalarına nasıl davranırsa, yanlış işlere kalkışır etrafına zarar verirse, kendisinin göreceği muamele ve davranışlarda aynısı olacaktır. Bir kötü işin temelini hazırlayan, hayata geçirmeye çalışan kimse o işten ortaya çıkacak sonucun da sahibi ve sorumlusu olacaktır. Kötülüğe niyetlenip iyi bir sonuç beklemek, iyi bir şeye kalkışıp kötü bir sonuç beklemek mümkün değildir. Çünkü herkes yaptığının hesabını ödeyecektir. )

Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste.

(Kuvvetli ve güç sahibi kimselerin zulmetmesi yani mazlumlara ezşyet etmesi tekniken mümkündür. Çünkü o zalimler mevki sahibidir ve güçlüdür. Ezilenler ise genelde zayıf ve güçsüz kimselerdir. O an için güçlünün borusu ötebilir yani istediğini yaptırabilir lakin yapılan hiçbir şey insanın yanına kar kalmaz. Yarına kalsa da kimsenin yanına kalmaz. İlerde bir zamanlar o kötü işin ceremesi o işi yapana da dokunur ve ilahi adalet o zalime daha bu dünyada yaşarken o mazlumun ahını, hesabını sorar.)

Araba devrilince (teker kırılınca) yol gösteren çok olur.

(Bir şey yapılıyorken bir tehlike veya yanlış bir şey varsa çoğu insan müdahale etmez, etmek istemez. Çünkü başta o işi yapan olmak üzere tepki alır ve suçlanır. Dahası o yanlışı görenler de yeterince cesur ve kararlı olamaz. Oysa tehlike gerçekleşir ve kaza meydana gelirse ben demiştim veya düşünmüştüm misali çok kişi müdahale eder ve gecikmiş bir şekilde akıl vermeye kalkar ve işi yapanı hata etmekle suçlar.)

Altın yere düşmekle pul olmaz.

(Kıymetli mal, kişilik ve değerler, kötü niyetli kimselerin kirli oyunları ve çamur atmaları ile değerinden bir şey kaybetmez anlamındadır. Çünkü o atılan çamur su gibi basit bir şeyle bile hemen temizlenir, gerçek anlaşılır ve çamurlanan kıymet yeniden altın gibi parlayarak ortaya çıkar. Çamuru atan da çamuru attığıyla kalır. Yani biz iyi olduğumuz ve doğru yaptığımız sürece, bizi karalamak isteyenlerin çabası boşunadır. )

Ateş düştüğü yeri yakar.

(Ateş yakıcıdır ve yakın uzak herşeyi yakar, dayanılamayacak şekilde ısıtır ve acıtır. Ama en çok zararı düştüğü yer yani o ateşten en çok etkilenenler görür. Bu söz başa gelen kötü hadiselerden pekçok kimsenin zarar gördüğü, üzüldüğü ama en büyük acı ve kaybı asıl ateşin düştüğü yerdekilerin yani o hanedekilerin veya o kimsenin göreceği manasınadır.)

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.

(Akıllı, anlamak isteyen, fikirlere kıymet veren kimselere ima etmek veya azıcık bahsetmek bile yeterliyken, anlamak istemeyen kalın kafalılara kulağına bağırarak ta söyleseniz anlamayacaktır anlamındadır.)

Allah bir kapıyı kapatırsa ötekini açar.

(Bazen herşey istenildiği gibi gitmez ve işler ters gider. En çok istediğimiz, bel bağladığımız işler tersine dönüverir ve o işi yapma imkanımız kalmaz. Lakin bu durumda karamsarlıkla teslim olmak yerine doğru ve dürüst olarak çalışmaya devam ettiğimiz sürece, doğruların yardımcısı olan Allah bizlere başka kazanç ve teselli kapıları elbet açcaktır manasınadır.)

Ateşle barut bir yerde durmaz.

(Göz göre göre, kendileri tek başlarına zararsız iken, bir araya getirildiklerinde birbirine veya etrafa zarar verebilecek şeylerin bir araya getirilmesindeki zarardan bahsedilmektedir ki bu söz daha ziyade insan ilişkileri için geçerlidir. İki kızgın vey hasım kimsenin aynı ortma sokulması gibi. )

Akıllı köprü arayıncaya dek deli suyu geçer.

(İşe atılmadan düşünmek, tasarlamak ve en uygun hareket tarzını seçmek doğru olan hareket tarzıdır lakin bazen detaylı düşünmek yerine seri ve süratli davranmak fayda getirir. Denemek yanılmak, araştırıp bulmak gibi kolay çözümler varken çok isabetli ve kalıcı hareket tarzları tehlike anında veya zaman darlığında doğru cevap olmayabilir.)

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz

(Bir söylenti veya varsayımın ortaya atılıyor olması çoğu zaman bariz ve mutlak olmasa bile bir gerçek payı olduğunun emaresidir. Fakat bu çamur atmak, iftira atmak manasına değildir. Bazen asılsız çıksa da çoğu zaman o söylentilerin gerçek olduğu zamanla anlaşılır manasınadır.)

Allah dağına göre kar verir.

(Yüce Allah kulların amellerine, ibadet ve niyetlerine uygun olarak hikmetler, basiretler, fırsatlar ve kabiliyetler verir manasınadır. Yani, Allah aksini dilemedikçe, kulun temiz kalbi ve tarafsız, masum aklı güzel şeylerle, pis kalbi ve fesat nefsi çirkin şeylerle karşılaşacaktır. Bu toplumlar ve varlıklar içinde çoğu zamanda böyledir ama bu mutlaka olacak demek değildir çünkü hikmet ve kudret sahibi olan sadece Allah’tır ve dilediğini yapar. O yapıyorsa da bir hikmeti vardır ve sual edilemez.)

Atılan ok geri dönmez

(Laf ağızdan çıkınca geri dönmez şeklinde de söylenen sözdür. Manası, bir iş veya söz geri dönülemeyecek şekilde yola koyuldumu istesek te o iş sonuçlanmadan durdurumayız manasınadır ki bu durumda doğru hareket tarzı iş veya söz eyleme geçmeden defa defa düşünmek ve emin olduktan sonra o işe girişmek gereğidir.)

Allah uçamayan kuşa alçacık dal verir.

(Yüce Allah kullarını kabiliyetleri oranında sınava tabi tutar, kaldıramayacağı yükler yüklemez ve salih kullarından dilediğine de kolaylıklar gösterir manasınadır.)

Ayağını yorganına göre uzat.

(Tasarruflu ve kontrollü olmanın gereğini anlatan bir sözdür. Kazanılan paranın ihtiyaç kadarının harcanması ve aşılmaması genel esastır. Çünkü aşılan kısım kazanılanın üstündeki karşılığı olmayan kısımdır ve kişiyi zor duruma yani borca sokar. Borç ise insanı başkalarına esir eder. Akıllı insan bununla da yetinmez ve yarınları düşünerek tasarruflu ve tedbirli davranır.)

Armut dibine düşer.

(Bir insanın ailesi, yakın çevresi ve arkadaşları nasıl iseler, o ortamda yetişen çocuk ve gençlerinde tedbir alınmaz veya düzeltmeye gidilmezse durumu aynı olacaktır)

Ak gün ağartır, kara gün karartır

(Güzel günlerde gerek hava durumu ve gerekse alınan havadisler manasında olsun insanın içi neşe ve huzur dolar. Aksine kapalı ve kasvetli havalar ile kara haberlerin ulaştığı günlerde insanın içi kararır.)

Ağaç düşse de yakınına yaslanır

(Ağaç köklerinden bağlı olduğu topraktan uzaklaşamaz ve ölene kadar bu böyledir. İnsan da ailesinden uzaklaşamaz ve ölene kadar durum budur. )

Adamın yere bakanından, suyun sessiz akanından kork.

(Dost başa, düşman ayağı atasözü benzeridir. Sinsice işler yapan, karşısındakinin gözlerinin içine bakarak konuşamayan, gülerken göbeği oynamayan adamdan korkmak gerekir. Gürüldeyerek akan suyun da sesi çarptığı kayalardandır ve genellikle sığdır. Haşmetli görüntüsünün ksine sesli akan derekler genelde derinliği az olanlardır ve öldürmez. Ama sessiz akan dereler kayalara çarpmadığı için sesi yoktur ve derindir. Bu sular tehlike anında insanı öldürür. Adamın yere bakan, sessizleri de öyle kötülükler yaparlar ki zararı ve etkisi büyük olur. Aksine gürleyen, haykıran insanların vereceği zarar azdır. Burada da havlayan köpek ısırmaz sözüne bir anımsatma vardır. )

Adamın kötüsü olmaz, meğer züğürt ola.

(İnsan zenginleşmedikçe pinti, bencil, kötü olmaz anlamında bir genellemedir. Verilmek istenen mana paranın beraberinde pek çok kötülük getirdiğidir. Oysaki fakir olanlar kendi işindedir ve başkalarıyla uğraşmaz, kötülüğü bile düşünmezler. Bencillik edecek, kıskanacak mal ve servetleri de olmadığından genelde iyi huylulardır. )

Adamı paralıyken, kadını parasızken tanıyacaksın.

(Para bollaştıkça erkeklerin azdığı, para darlaştığı zaman da kadınların para uğruna ayıp ve günahlara daldığı manasınadır. Tam tersi yani kadın paralıyken, erkekse parasızken gayet mütevazi bir hayat yaşar, düşünce ve söylemlerinde öyle davranır anlamındadır. Ancak doğru olan her durumda ahlak ve namustan uzaklaşmamak, geldiği yeri unutmamak, mal ve serveti verenin Allah olduğunu akıldan çıkarmamaktır ki sınav hem bollukta hem darlıktadır.)

Avrat var arpadan aş eder , avrat var bulguru keş eder .

(Tutumlu ve becerikli ev hanımları ile savruk ve beceriksiz ev hanımlarını ayırt edici olarak söylenmiş bir sözdür.)

Atlar nallanırken, kurbağalar ayak uzatmaz.

(Faydalı bir maksat için, doğal olarak yapılan bir işe ilgisi olmayan insanların karışması durumunda o sonradan gelenlerin alakasızlıkları ve o işin bünyelerine uygun olmaması nedeniyle canlarının yanacağı ve kayba uğrayacakları manasınadır ki her iş doğru ve düzgün yapılmalıdır.)

Ağaçtan maşa, aptaldan paşa olmaz

(Ahşap yanıcı bir maddedir ve doğal olarak ateş tutmak için maşa yapılamaz. Bu örnekleme de aklını kullanmayan ve isabetli karar veremeyen aptallardan, ordunun üst komuta kademesinde yüksek rütbeli bir asker olunamaz benzetmesi vardır. Bu aslında her iş için böyledir. Başlangıçta ehliyet, diploma veya hatır için bir işe girilse bile yakın zaman sonra gerçek seviye ortaya çıkacak ve o kişi o işten uzaklaştırılacaktır. Çünkü aslolan liyakat ve ehliyettir. Ehliyetsiz olanlara o işi vermek te, o kişinin ehliyeti olmadığı halde o işe talip olması da haramdır.)

Ağaca çıkan keçinin, duvara çıkan oğlağı olur.

(Boynuz kulağı geçer sözüne benzerdir. Çocuğu yetiştiren insanların güzel ve kötü huylarının çok daha fazlası yetiştirdikleri evlatlarında ortaya çıkacaktır. Çünkü bu çirkin davranışlar düzeltilmediği, eğitilmediği, engellenmediği için sorumsuz ve sınırsız olarak genişleyecek, güzel huy ve davranışlar ise övüldüğü, teşvik edildiği için benzer şekilde hem de artarak devam edecektir.)

Azıcık aşım, tasasız başım.

(Tevazu yani mütevazilikle yaşamanın özendirilmesi, gereksiz açlıklar ve hayaller peşinde koşulmaması manasınadır. Bu tembellik manasına değildir. İkaz edilen şey başarının emek ve gayret istediği, bunun da bazı doğal dertlere çanak tuttuğudur ki bu dertlerden kaçınmak için bir kenara çekilmek değil, lazım olan bu dertlerle yüzleşmek ve üstesinden gelmeye gayret etmektir. lakin esas olan aç gözlülük yapmamak, olmayacak hayallerle kendisini ve etrafını maceralara sürüklememektir.)

At sahibine göre kişner.

(Sahip olunan yetenek pek çok kişide aynı olsa da onun kullanılması esas ve usulleri farklıdır. Söz gelimi harika bir mimardan biri baraj yaparken, diğeri lüks evler yapar, bir elektrik mühendisi trafolar yaparken diğeri kapı zilleri ile uğraşır. Kısaca; yetenek veya sahip olunan malların kullanımı kendisine verilen o nimeti kullanan kimsenin niyetine, karakterine, dinamikliğine göre değişir.)

Ağzımı yaktığına göre aş olsa

(Bazı şeylerin cefası sefasından çoktur ki bu cefaya değmediği anlatılmak istenmektedir. Yani yoğun emekler sonucu elde edilen şeylerin elde edilen hasılasının ufacık olmasını tenkit maksadıyla söylenmiştir. Başımı yardığına göre taş olsa atasözü ile aynı manayadır.)

Akrep etmez akrabanın akrabaya ettiğini.

(Akrep sinsice sokulan, zehirli bir hayvandır ama çoğu zaman kendisini tehlikede hissedince sokar. Akraba ise dost ve kardeş saydığımız yakın çevremizden birisidir ve biz ondan zarar beklemeyiz. Bu yüzden şayet o bize bilerek veya bilmeyerek bir zarar verirse hazırlıksız da bulunacağımız için alacağımız hasar fazladır. Dahası biz onun kötülüklerini hoş görüyor ve aileden sayıyorken onun bize yaptığı bu kötülüğün telafisi ve unutulması da çok çok uzun sürer.)

Hakkında editor

editor
Sitemizin orta öğretim seviyesinde bir eğitim sitesi olduğunu lütfen unutmayınız! Lütfen şiir ve yazılarda hata veya yanlışlık olduğunu düşünüyorsanız bildiriniz... Yazı, şiir ve yorumlarınızda ziyaretçilerimizin yaş grubunu düşünerek seviyeli ve dikkatli olunuz. Telif haklarına dair sınırlamalara mutlaka uyunuz. Alıntılarda muhakkak kaynak gösteriniz. Emeğe saygılı ve genç beyinlere faydalı olmaya gayret ediniz. Sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler...

göz atmak isterseniz ...

V harfiyle başlayan atasözleri ve anlamları

V harfiyle başlayan atasözleri ve anlamları Vakit nakittir (Sağlık gibi kaybedildiğinde telafisi olmayan bir diğer …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

− 1 = 3