bonus veren casino siteleri betebet
süpertotobet giris megabahis betvole betlike trbet giris
bedava bahis
betpas
Anasayfa / ŞİİRLER / A harfli siirler / ALİ BABA VE KIRK HARAMİLER MASALI

ALİ BABA VE KIRK HARAMİLER MASALI

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
Loading...

ALİ BABA VE KIRK HARAMİLER MASALI

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, uzak şehirlerden birinde, Kasım ve Ali Baba adında iki tane kardeş varmış. Babalarının hiç parası yokmuş ve bu yüzden ölünce onlara hiç para bırakamamış. İki kardeş, yaşamlarını odunculuk yaparak sürdürürlermiş.

Günlerden bir gün, kardeşlerden Kasım, zengin bir tüccarın kızıyla tanışmış ve birbirlerini çok sevip, evlenmişler. Kasım evlendikten sonra, tüccar ile beraber ticaret yapmaya başlamış. Ali Baba ise, yine kendi gibi fakir bir kızla evlenmiş ve odunculuk yaparak geçinmeye devam etmiş.

Ali Baba yine bir gün, her gün olduğu gibi, erkenden evden çıkıp, ormanın derinliklerine doğru yol almış ve elinde baltası ile odunları kesmeye başlamış. Birden uzaklardan çok büyük bir gürültü geldiğini duymuş. Meraklanarak, bir ağacın tepesine çıkmış ve gürültünün nereden geldiğini anlamak istemiş. Bir grup elleri silahlı adam, atlarıyla dört nala, Ali Baba’nın olduğu yöne doğru ilerliyorlarmış. Ali Baba hiç ses çıkarmadan, olduğu yerde, adamların geçip gitmesini beklemiş.

Atlı gruptaki kişiler, Ali Baba’nın saklandığı ağacı biraz geçtikten sonra durmuşlar ve atlarından inmişler. Sonra yavaş yavaş, ileride kocaman bir kayanın önüne yanaşmışlar. İçlerinden bir tanesi, herkese susmasını söyledikten sonra, kayaya iyice yaklaşmış ve “Açıl susam, açıl!” diye seslenmiş. Seslenmesiyle beraber, koca kaya, büyük bir gürültüyle yerinden oynamaya başlamış. Kayanın arkasında büyük bir mağara varmış ve tam da bir kişinin geçebileceği bir aralık oluşmuş. Etraflarında onları gören kimse olmadığından emin olduktan sonra, hepsi teker teker mağaranın içine girmişler ve aynı adam bu sefer “Kapan susam, kapan!” diye seslenmiş. Bu seferde kaya tekrar yerinden kaymış ve mağara kayanın arkasında kalıp görünmez olmuş.

Ali Baba, adamların haydut olduklarını anladığı için çok korkmuş ve ne yapacağını bilmeden saatlerce ağacın üzerinde kımıldamadan beklemiş. Bir süre sonra, kaya büyük bir gürültüyle tekrar yerinden oynamış ve elleri silahlı haydutlar teker teker dışarı çıkmışlar. Aynı adam, tekrar kayanın karşısına geçmiş ve “Kapan susam, kapan!” dedikten sonra hep beraber atlarına binerek uzaklaşmışlar.

Ali Baba, bir süre daha ağaçta bekleyerek, haydutların uzaklaştığından emin olmuş. Sonra merakına yenilip, ağaçtan inmiş ve kayanın karşısına geçmiş. Dayanamayıp, kayaya doğru “Açıl susam, açıl!” diye seslenmiş. Kaya, aynı şekilde yerinden hareket etmiş, ve oluşan aralıktan mağaranın içine girmiş bizim Ali Baba. İçeri girince, gördüklerine inanmakta zorluk çekmiş. Mağaranın içi, ağzına kadar altınlar, mücevherler, değerli halılar ve sandıklar dolusu kıymetli eşyalar ile tıka basa doluymuş. Ali Baba, hemen bir torba bulup, topladığı altınları doldurmuş ve hızlıca dışarı çıkmış. Mağaradan çıktıktan sonra da “Kapan susam, kapan!” diyerek, mağaranın gizlenmesini sağlamış.

Ali Baba, torbasındaki altınlarla beraber, koşarak eve geri dönmüş ve karısına başından geçenleri anlatmış. İkisi de sevinçten havaya uçuyorlarmış. Karısına, bu anlattıklarını kimseye söylememesi gerektiğini söyledikten sonra, altınları saymaya başlamışlar. Bu arada, karısı, altınları daha rahat sayabilmek için, Kasım ve karısının yaşadığı eve koşmuş ve onlardan bir ölçek istemiş. Böylece altınları hızlıca sayabileceklermiş. Kasım’ın karısı ölçeği vermesine vermiş ama bir yandan da meraktan içi içini yiyormuş. Akşam Kasım eve gelince olanları anlatmış ve gidip o ölçekle ne yaptıklarını öğrenmesini söylemiş.

Kasım, kardeşinin evine gelince, Ali Baba, başından geçenleri anlatmış ve isterse bulduğu altınları bölüşebileceklerini söylemiş. “Bunun gibi daha binlerce altın ve kıymetli eşya var…” dedikten sonra mağaranın açılması için gerekli olan şifreyi de kardeşi ile paylaşmış.

Kasım eve dönmüş. Bütün gece mağarayı ve altınları düşündükten sonra, tek başına oraya gidip, alabildiği kadar altını kardeşine haber vermeden almaya karar vermiş. Sabah olunca, iki yanında koskocaman sandıklar olan on tane katırı aldığı gibi mağaranın olduğu yere gitmiş. Kayanın karşısına geçmiş ve “Açıl susam, açıl!” diye bağırmış. İçeri girince, gözleri ışıldayarak bir süre hazinelere bakakalmış ve sonra hiç zaman kaybetmeden sandıkları doldurmaya başlamış. Bütün sandıkları tıka basa doldurduktan sonra mağaranın kapısını açıp dışarıya çıkmak istemiş ancak heyecandan ne söylemesi gerektiğini tamamen unutmuş. Açıl bakla, açıl yulaf ve benzeri kelimeleri deniyor ama bir türlü doğrusunu bulamıyormuş. Çaresizce oturup beklemeye başlamış mağaranın içinde.

Bu sırada, silahlı haramiler, yine bir soygundan dönmüşler ve yanlarındaki hazineleri saklamak üzere kayanın önüne gelmişler. Dışarıda bekleyen katırları görünce, birinin içeride olduğunu anlamışlar ve liderleri öfkeyle “Açıl susam, açıl!” diye bağırmış. Kasım, kapı açılır açılmaz koşarak dışarı kaçmak istese de, haydutlar hemen silahlarına sarılıp, onu oracıkta öldürmüşler. Şifreyi başkalarına da söylemiş olabileceği düşündükleri için de, ibret olsun diye cesedini mağaranın tavanına asıp, orayı terk etmişler.

Kasım’dan günlerce haber gelmeyince, Ali Baba son çare mağaraya gitmiş ve içeri girince, kardeşinin asılı cesedi ile karşılaşmış. Katırına yükleyip, cesedi şehre getirmiş ve defnetmişler. Haramiler ise tekrar mağaraya döndüklerinde, cesedin yerinde olmadığını görerek, bir başkasının da şifreyi bildiğini anlamışlar ve bir plan yapmışlar. İçlerinden bir tanesi derviş kılığına girerek şehre gidecek ve cesedi kimin çıkardığını öğrenecekmiş.

Derviş kılığındaki harami şehre gelmiş ve ayakkabı tamircisinin dükkanına girmiş.

“Merhaba, ben çok uzak bir şehirden geliyorum. Bir haber geldi ve yıllardır görmediğim akrabamın geçtiğimiz gün bu şehirde defnedildiğini duydum. Acaba onun yaşadığı evi öğrenmeme yardımcı olur musunuz?” diye sormuş. Ayakkabı tamircisi, yardımcı olmak isteyerek, haramiyi, Ali Baba’nın evine yönlendirmiş. Harami, Ali Baba’nın öldürdükleri adamın kardeşi olduğunu da öğrendikten sonra, koşarak arkadaşlarının yanına dönmüş ve liderlerine öğrendiklerini anlatmış.

Liderleri hemen bir plan yapmış. “Bana hemen kırk tane küp getirin. Bu küplerden bir tanesinde zeytinyağı olsun, diğerlerinin içine de siz girin ve saklanın!” diyerek adamlarına emir vermiş. Kırk tane küp hazır olup, adamları da küplerin içine saklandıktan sonra, bunları katırlarına yükleyerek, bir tüccar kılığında şehre gitmiş. Ali Baba’nın mağaradan bulduğu altınlar ile yeni satın aldığı güzel evinin önünde durmuş ve kapıyı çalmış. Ali Baba kapıyı açınca, uzak şehirlerden gelen bir tüccar olduğunu ve amacının zeytinyağlarını ona satmak olduğunu söylemiş. Ali Baba, tüccar olduğuna inandığı haramiyi evine davet etmiş. Harami de, bütün küpleri evin bahçesine dizdikten sonra, teklifi kabul edip, eve girmiş. “Karıcım, bize güzel bir yemek yap lütfen, biz de tüccar ile oturup biraz iş konuşalım…” demiş Ali Baba ve karısı mutfağa girip hazırlık yapmaya başlamış. Bu esnada, kadın yemeğe katacak zeytinyağı olmadığını farkedince dışarı çıkıp, bahçedeki küplerden birini almaya karar vermiş. Küplerin yanına yaklaştığında içlerinde haramiler olduğunu farketmiş ve hemen o da bir plan yapmış. İçinde gerçekten zeytinyağı olan kübü tespit etmiş ve mutfağa götürüp, zeytinyağını kızgın ateşte kaynatmış. Kaynattığı yağları da bahçedeki küplerin içine teker teker dökerek, bütün haramileri öldürmüş.

Sonra eve geri dönüp, Ali Baba’ya olanları anlatmış ve yeni bir plan daha yapmışlar. Kadın dansöz kılığına girerek misafirlerini eğlendirecek ve yanına yaklaştığında misafirin kalbine arkasında gizlediği hançeri saplayacakmış. Planlarını uygulamışlar ve haramilerin liderini de öldürdükten sonra, kırk tane haraminin cesetlerini katırlarla taşıyarak, küpler içinde çöle götürmüşler. Burada hepsini teker teker gömmüşler.

Hayatlarının geri kalan kısmında, mağara ile ilgili sırrı kimse ile paylaşmamışlar ve bütün hazineyi evlerine taşıyıp, zengin ve mutlu bir şekilde yaşamaya devam etmişler.

Hakkında editor

editor
Sitemizin orta öğretim seviyesinde bir eğitim sitesi olduğunu lütfen unutmayınız! Lütfen şiir ve yazılarda hata veya yanlışlık olduğunu düşünüyorsanız bildiriniz... Yazı, şiir ve yorumlarınızda ziyaretçilerimizin yaş grubunu düşünerek seviyeli ve dikkatli olunuz. Telif haklarına dair sınırlamalara mutlaka uyunuz. Alıntılarda muhakkak kaynak gösteriniz. Emeğe saygılı ve genç beyinlere faydalı olmaya gayret ediniz. Sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler...

göz atmak isterseniz ...

PAMUK PRENSES VE YEDİ CÜCELER Şiir masalı

PAMUK PRENSES VE YEDİ CÜCELER Şiir masalı Çok uzak bir ülkede adil bir kral varmış …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

78 − = 75

Çanakkale mutlu son Tekirdağ mutlu son Antalya mutlu son Ankara mutlu son Samsun mutlu son Bursa mutlu son Konya mutlu son Balıkesir mutlu son İzmir mutlu son İstanbul mutlu son İstanbul mutlu son İzmir mutlu son Ankara mutlu son Antalya mutlu son Balıkesir mutlu son Gaziantep mutlu son Sivas mutlu son Aydın mutlu son Muğla mutlu son Afyon mutlu son Tokat mutlu son Kütahya mutlu son