Anasayfa / ŞİİRLER / J ve K ve L harfli şiirler / Kibritçi kız masalı

Kibritçi kız masalı

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
Loading...

Kibritçi kız masalı

Çok ama çok soğuk, buz gibi bir yılbaşı gecesiydi. Gerçekten de kavuran bir soğuk vardı. İnsanın ta iliklerine kadar soğuğu hissettiği gecelerden birisiydi. Yoldan geçen herkes paltoların yakalarını kaldırıp atkılarına iyice sarılarak yürüyorlardı. Bu insanlardan kimisi evine yetişmeye çalışıyor, kimisi ise geceyi eğlenerek geçireceği mekana doğru gidiyordu. İşin gerçeği herkes ısınabileceği bir yere gidiyordu.

Çocuklar ise ebeveynlerin yanında bir sağa bir sola koşturarak yürüyor, gözüne kestirdikleri diğer çocuklara kartopu atıyorlardı. Böylesine soğuk bir gecenin keyfini en çok bu çocuklar çıkarıyordu. Çocuklar, kahkaha atıp mutluluklarını belli ediyorlardı. Bu çocukların içerisinde bir çocuk vardı ki, diğerlerine hiç benzemiyordu. Gelip geçenlerin hiç ilgisini çekmeyen bir çocuktu. Ufacık, minicik bir kız çocuğuydu bu. Başında bere yok, elbisesi ise yamalarla bezeliydi. Bir evin kapısının önünde büzülüp ayaklarını altına doğru sokmuştu. Soğuktan o kadar çok etkilenmişti ki, adeta tir tir titriyordu. Kapının önündeki taş basamak çok soğuktu. Bu kızcağız sanki gecenin tüm soğuğunu kendi bedeninde hissediyordu.

Önünde bir mukavva kartonun içerisine sıralanan kibrit kutularına bakıp gözlerini yaşartıyordu. O soğuk günde bir tek kibrit kutusu dahi satamamıştı. Kibrit kutusu satabilseydi adlığı para ile evinin yolunu tutar ve annesinin elinden bir tas çorba içebilirdi. Annesine kibrit kutusu satamadığını söylemek istemediği için eve gitmiyordu. Soğuktan kısılan sesiyle “Kibrit var, kibrit” diye bağırıyordu. Küçük kızın sesine hiçbir baş dönüp bakmıyordu bile… Bırakını sesini duymayı kızın orada olduğundan bile kimsenin haberi yoktu.

Kızın ayakları çok üşüyordu, içinden keşke ayaklarımda terliklerim olsaydı diye geçiriyordu. Bundan kısa bir süre önce sokaklarda dolaşırken hızla geçen bir arabadan kaçmak için hamle yaptığında terlikleri ayağından çıkmıştı. Arabadan kurtulunca geriye dönüp baktığında hınzır ve yaramaz bir çocuk terliklerini aldığı gibi kaçmıştı. Küçük kız, çocuğun terliklerini neden aldığına herhangi bir anlam veremiyordu. Hep “Neden?” diye soruyordu kendi kendine. Bu olaydan sonra bir kapının önüne sığınıp oraya oturmuştu. Parmakları soğuktan donmuş ve sızlamaya başlamıştı artık. Küçük kız, bu fevkalade acıya dayanamadı ve kibrit kutularından bir kibrit çıkarıp yaktı. Uyuşan parmakları kibrit çöpünü elinden düşürmeden zor tutuyordu. Kızcağızın elleri titreyerek zorla duvara kibrit çöpünü sürttü. Kibrit duvara sürtünür sürtünmez hemen alev aldı, alev kızın gözünde minik ama çok tatlıydı.

Küçük kibritçi kız, kibrit çöpünü bir elinden diğer eline hızla geçirerek ısınmaya çalıyordu. Kızın adeta içi ısınmıştı; çünkü kendi alev alev yanan bir ocağın karşısında hissediyordu. Gözleri aleve bakan küçük kız bir riya içinde olduğunu sandı. Kocaman bir odanın içinde yanan şöminenin karşısındaydı. Arkasında bir yünlü hırka, ayağında ise kürkten yapılmış terlikler duruyordu. O kadar sıcaktı ki, her yanı ısınmıştı. Kız, bunları düşünürken elindeki kibrit sönüverdi. Kibritçi kızın parmakları yeniden eski soğuğu hissetmeye başlamıştı.

Kibritçi kız, ikinci bir kibrit daha yaktı. Bu arada hava daha da soğumuştu. Kız, aleve bakarken karşısındaki duvar birden açıldı ve içerisi göründü. Odanın içerisinde geniş bir oda vardı. Kar kadar beyaz örtüyle serili bir masanın üzerinden envaiçeşit yiyecekler vardı.. Sofrada gümüş mumluklar yanıyor ve etrafı aydınlatıyordu. Kibritçi kızın gözleri sofranın tam ortasına bir tabağa yerleştirilmiş çok iyi kızartılmış tavuktaydı. Ağzı sulandı. Elini tabağa doğru uzattı. Kibrit yana yana sonuna gelmişti, parmağını yakıyordu. Kız, çöpü birden yere attı. Atmasıyla birlikte, yılbaşı sofrası siliniverdi, bir baktı ki karşısında yalnızca taş duvar var.

Kibritleri bitmesine rağmen ısınabilmek için bir tane daha kibrit yaktı. Bir yaz gecesine gitti aniden. Ayaklarının altındaki toprak kızgın, güneş parıl parıl parlıyordu. Kızın ilikleri yine ısınmıştı. Bu durumun keyfini çıkarırken aniden bir yıldır kaydı. Kızcağız: ‘işte, biri daha öldü’ diye mırıldandı. Birgün ninesi ona şöyle söylemişti: “Her yıldız düştükçe yeryüzünden biri ölür.”. Ninesini hatırlamak ve onu görebilmek için bir kibrit çöpü daha yaktı. Soğuktan kaskatı kesilmiş, beyni durmuştu. Beyinin ona oynadığı hayaller onu çok farklı dünyalarda olduğu sandırıyordu. Kibritin yanan alevinde ninesinin silüetini görüyordu. Ninesi, yağan kar tanelerinin arasından adeta bir meleğe bürünmüş olarak iniyordu… Yavaş yavaş geldi ve torununu kollarının arasına alarak gökyüzüne doğru çıkarmaya başladı…

Ertesi sabah, yoldan geçenler basamaklarda gariban halde donmuş bir kısın ölü bedenini buldular. Yanı başında bir sürü boş kibrit kutusu vardı.

İnsanlar, zavallı kızacağız diye hayıflandılar ve eklediler “Demek ki ısınmak için kibritleri yakmış.”. Bunu söyleyenler kibritlerin alevinden kibritçi kızın nasıl hayaller gördüğünü nereden bilebilirlerdi ki!

kaynak:masaloku.com

Hakkında editor

editor
Sitemizin orta öğretim seviyesinde bir eğitim sitesi olduğunu lütfen unutmayınız! Lütfen şiir ve yazılarda hata veya yanlışlık olduğunu düşünüyorsanız bildiriniz... Yazı, şiir ve yorumlarınızda ziyaretçilerimizin yaş grubunu düşünerek seviyeli ve dikkatli olunuz. Telif haklarına dair sınırlamalara mutlaka uyunuz. Alıntılarda muhakkak kaynak gösteriniz. Emeğe saygılı ve genç beyinlere faydalı olmaya gayret ediniz. Sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler...

göz atmak isterseniz ...

EĞİTİCİ VE EĞLENDİRİCİ VİDEOLAR

EĞİTİCİ VE EĞLENDİRİCİ VİDEOLAR 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

40 + = 50