bonus veren casino siteleri betebet
süpertotobet giris megabahis betvole betlike trbet giris
Anasayfa / ŞAİRLER / ADMİN (İ.B.) / Sevdanın adı NİLGÜN, kısa öykü

Sevdanın adı NİLGÜN, kısa öykü

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
Loading...

Sevdanın adı NİLGÜN, kısa öykü

“SEVDANIN ADI NİLGÜN” 2012

Masalımız İzmir’de geçiyor. Her gün rastlanacak ancak uzun ve fedakarlık isteyen yokuşlu bir mücadelenin sonunda mutluluk ile biten türden..
Nilgün henüz 17 yaşında, gelişmekte olan tahsiline devam eden güzel, namuslu, mütevazi, kötü alışkanlıklardan uzak, derin bakışlı, kültürlü ve hatta cazibeli bir kız. Kumral saçları altında kara gözleri ile çevresine iç çektirtten türden. 19 yaşında Barkın adında bir erkek arkadaşı var. Gayet zengin bir aileden gelen Barkın’ın ailesi O’nu illaki zengin çevreden sosyetik bir kızla evlendirmek istemektedir. Tüm sorunların başlangıcı da işte bu noktadır. Hatta bilmeden Nilgün’ün hayatını yok edecek şekilde..
Hayalleri kalpleri kadar büyük olan bu iki genç sırf bu nedenle evliliğin kıyısına kadar gelmişken ne yazık ki bir adım öteye gidememişti. Barkın’ın varlıklı ailesi durumdan kurtulmanın en kolay yolu olarak birazda ticari münasebetler nedeniyle Ankara’ya taşınmaya karar verdi. Bu ayrılık, bu görüşememe, bu yıkım demekti her ikisi içinde. Ayrılırken yeminler edildi, sözler verildi. Ancak aradan geçen dört senede mesafe kaydedemedikleri gibi, görüşmeleri de tatillerle sınırlı kaldı. İkiside verdiği söze sadık kaldı. Ne başka arkadaş edindi, ne dersten başka bir şey düşündü. Özlemleri sel olup gözyaşına döndü aktı. Barkın ailesine karşı çıkıp rest çekecek cesareti hiçbir zaman kendinde bulamadı. Bekledi askerden dönene kadar. Sevgi testi buydu. Unutabilse belki sevdasından vazgeçecekti. Ama asker dönüşü bile vazgeçemediği bir tek şey vardı. Aşkı..Nilgün’ü…..
Barkın askerden sonra orta düzey yönetici, Nilgün namuslu kariyerine uygun iş bulamayınca mecburen maaşlı sigortalı memur oldu. Ara sırada görüşür, dertleşir, koklaşırlardı. Sevgileri ilk günkü tazeliğini korumaktaydı. Bütün yaşam zorluklarına ve ailelere rağmen yaşantıları çok da kötü olmayan bir şekilde devam ediyordu. Barkının varlıklı ailesi kız fakir diye, Nilgün’ün ailesi Barkın’ın ailesi varlıklı diye evliliklerini hala istemiyordu. Nilgün ve Barkın’a kişi olarak karşı değillerdi. Eğitimli ahlaklı, temiz, dürüst birer modern Türk genci olmalarına rağmen, kültür ve yaşam farkı da bulunmamasına rağmen maalesef arada büyük bir engel vardı onlara göre. Ne yaptılarsa olmadı.
İkna turlarından sonuç alamadıkları gibi her defasında kırgınlıklar baş gösterdi. Babaların çocukları ikna çalışmaları da çocuklar tarafından kabul görmeyince çıkılmaz bir yola girdiklerini artık herkes biliyordu. Artık karar zamanı yaklaşıyordu. Bu karar onların tüm yaşamlarını kökünden etkileyecek kadar güçlü ileride bir değişiklik olmaz ise hayat boyu yalnız bırakacak kadar sertti.
Kararsızlık ve beklemeyle geçen boş saatler mesailerini etkiliyor, aşklarının üzerine her geçen gün biraz daha külleniyordu. Engellemenin tek çaresi herşeye rağmen denemekti…ve denemeye karar verdiler. Sonunda herşeye sıfırdan başlamaya karar verdiler. Bu hayata meydan okumak anlamına gelse bile sevdaları bunu emrediyordu. 7 yıllık beraberlik yakında hayatlarını birleştirmeleriyle değişik bir yön kazanacaktı. Bu yol pembe, bu yol yamaçlı olacaktı. Bu yol sevgi uğruna katedİlmesi gereken bir yoldu. Kat etmeye karar verdiler.
Evlenme haberi her iki tarafça da beklenmesine karşın yinede içlerindeki umut sönmediğinden şok etkisi yaptı. Bu kez onlar evlatları ve dik başlılıkları arasında karar vermek durumunda kaldılar. Nilgün’ün anne ve babası kızlarının acı çekmeyi bile göze alarak, kalbi kırılacak da olsa denemeye bu kadar istekli olduğu için kızlarına anlayış gösterdiler. O onların biricik kızıydı. Madem bu kadar istiyordu.. hayat O’nun hayatıydı.
Barkın’ın ailesi ise bu kadar yumuşak olamadı. Kendi aile yaşantılarının tek düzeliği, yapmış oldukları mantık evliliği zaten bu güçlü duyguyu anlamalarına engel oluyordu ve oldu da. Tepkileri sert ve kesin oldu. Evlenirsen bizi unut!
Bu restleşmenin ötesi yoktu. Her şeye rağmen, dostluk köprülerini atmadan, ileride doğacak torun belki karları eritir düşüncesiyle her ikisi de alttan alıp. Boyun eğdiler karşılarında. Nikah günü alıp davetiye bile gönderdiler…Nilgün’ün mütevazi ailesi nikaha gelirken Barkın’ın ailesi gelmedi.
Önce nikah yaptılar sade bir şekilde, ev kiraladılar.. Boyat, döşe, eşya al derken maddi yönden zayıfladılar.Fazla olmayan birikimleri onları uzun zaman destekleyemedi. Yetti yetmesine ama hepsi bu kadar…Barkın ailesinden bir şey istemeyecek kadar guruluydu. Onlarda teklif etmedi. Zaten isteseydi de verecekleri meçhuldü.
Nilgün’ün ailesinin destek, umut ve sevgilerinden başka verecek pek bir şeyi yoktu zaten. Satacak malları, bırakacak maaşı bile yoktu. Balayına gidemeseler de yeni yaşantıları tatlı bir rüya gibi sürüp gitti. Birlikte olmaları yetmişti onlara .. hayatları yoluna girmiş, ev hayatına alışmaya başlamışlardı. Maaşları borç kapamaya, eğlenmeye, yatırım yapmaya, mutfağa, zorunlu harcamalara yetecek gibi değildi. Pişmanlık duymamak adına ağızlarını bu konuda bıçak açmıyor, olsun canım istemiyor veya bu akşam evde oturalım diyorlardı birbirlerine…kanları fıkır fıkırken.
Parasızlık uzun haftalar sonunda tartışma getirmeye başladı beraberinde. Nilgün ev işleri yanında maddi sıkıntılar, aile özlemi, uykusuzluk nedeniyle kendini yorgun hissetmeye başladı. İşverenleri onun bu halinden pek memnun olmadığından sözleşmesini uzatmadılar kibarca. Tasarruftan ve iş aramaktan başka yapacak bir şeyi yoktu. Eskilerini defa ve defa giymeye başladı. Barkın’ın tek şansı ise işine daha çok ağırlık vermek, başarı kazanmak ve terfi etmekti. Bu daha çok çalışmak, bu daha çok mesaide kalmak, bu hafta sonları evden uzak kalmak demekti. Aşıklar yavaş yavaş ipi kopmuş sandal gibi birbirinden uzaklaşmaya başlamıştı.
İşlerin iyi gitmediğinin her ikiside farkındaydı. Aldıkları araba evlenmeden önce Barkın’ın kullandıklarına hiç benzemiyordu. Teknelerin daha fazla birbirinden uzaklaşmaması için yeniden ipleri bağlamak, hayata ve birbirine bağlanmak gerektiğinin farkındaydılar. Onlar yemin etmiş söz vermişti herşeye rağmen evet diye. Öyle olmalıydı. Bu zorluklar ve mücadeleler arasında henüz çocuk istemiyorlardı. İstemediklerinden veya ailelerinden çekindiklerinden değil..Bu koşturmaca içinde onunla yeterince ilgilenemezler diye.. Beraberliklerinin 9 ncu ayında davet edildikleri bir pikniğe gittiler. Burada Barkın’ın iş arkadaşlarından birinin kızı zengin, gösterişli, bakımlı Leyla ile tanıştılar. Çok güzel olmayan bu kız son derece çekici ve kurnaz biriydi. Varlıklı dünyasının nimetlerini kullanmayı çok iyi öğrenmiş, bu silahlarla istediklerini elde etmeye alışmış biriydi. Fena biri değildi hatta esprileri çok insan tarafından zekice bile bulunuyordu. O kadar zekiydi ki elde edebileceklerini bir bakışta anlayabiliyordu. Ve gözleri O’na Barkın’ı uygun bir av olarak gösteriyordu. Evli olması gönül eğlendirmeye engel olamazdı. O Leyla’ydı. O ister ve alırdı. Bir fincan kahve ile biten evlilikler ona göre zaten o kadar zayıftıki yıkılması daha bile iyiydi yolun başında…Barkın etkilenmiş, Nilgün belki de ilk defa kıskanmıştı. Kıskanmaktanda öte Leyla’nın Barkın’ın çoktandır küllendirmeye çalıştığı şeyleri yeniden alevlendirmesinden korkuyordu. Pek de haksız sayılmazdı. İç güdüleri bu kezde haklı çıkacaktı. O gün dünyaları bir kere daha değişti.
Bu zengin yaşam Barkın’ı bir hayli etkiledi. Aslında O’nu etkileyen biraz da Leyla’nın kendisiydi. Frekanslar uyuşmuş, yıldızlar barışmış, kalpler bir kıvılcım atlaması yapmıştı o gün. Barkın yavaş yavaş eskiyi aramaya başlarken Nilgün’e bir şey belli etmiyor, ana Nilgün kadınlık iç güdüsüyle her şeyi fark ediyordu. Zehir gibi acı bu tereddüt ve endişe O’nu derin kıskançlıklara itiyor. Acabalar doluyordu içine. Sonu O’da biliyordu eğer bir şey yapamaz ise ve en kötüsü olursa neler yapamayacağını. Yalnız ve parasız kalmak ne demek bunu hesap ediyordu. Sevdiklerini yitirmek.. baba ocağına geri dönmek.. Siz haklıymışsınız demek… Nilgün endişeli Barkın daha mutsuz oldu. O’da bir sele kapılmak üzere olduğunu hissediyor ve Leyla’nın çay davetlerine, yalandan iş görüşmelerine karşı koymaya çalışıyordu. Kendisine frenlemeye çalışıyor ancak frenlerinin boşalmak üzere olduğunu hissediyordu. Bu kadar kolay olmamalıydı. İlk fırtınada devrilmemeliydi. Kendisini iki kadının arasında hissetmeye, yalnızlığı tercih etmeye başladı. Dostu ve sırdaşı kadehler oldu. İçki teselli değildi ama ona akılını toparlamak için yardım ediyordu. O’da yeni bir tercih yapma zamanının geldiğini biliyordu. İçti.İçti. İçti. Bir gün dayanamadı Leyla ile akşam yemeğine çıktı ve duyguları istekleri zaafları sel olup aktı. Barkın Leyla ile uyandı o sabah Nilgün merak ve endişe içinde beklerken . Nilgün anladığı, öğrendiği halde yuttu. Leyla’nın yüzsüz ve cesaret dolu telefonları susmadı. Nilgün ve Barkın bu koşturmaca, aldatmaca denizinde daha fazla yüzemediler ve kaderlerine boyun eğip Nilgün her şeye rağmen kabullenmeye hazırsa da boşandılar. Tesellileri arada çocuk olmaması, hediyeleri mutsuz bir hayattı. Bu Nilgün’ü hayatta tek başına bırakacak, direncini artırıp umutlarını yerle bir edecek bir gündü. Ertesi günün sabahı O’na neler getirecek haberi olmadan baba evinin yolunu tuttu. Kalbinde anılar, gözlerinde nemlerle baba evinin kapısını çaldı. Barkın ve Leyla’yı birbirlerine emanet etmiş valizini alarak yeni bir gemi ile yeni limanlara doğru yola çıkmıştı Nilgün..
Barkın’ın varlıklı ailesi çok geçmeden onu Leyla ile evlendirdi. Barkın’ın gönül kaçamağı sonuçlandığına, arada da çocuk olmadığına göre hazır Nilgün’de o evlilikten geri kalan miras para talebinde bulunmamışken beklemenin alemi yoktu. Güzel tahsilli varlıklı aile kızı (!) Leyla tam onlara göreydi. Ama Leyla onların beklediğinden biraz farklıydı. Sarhoş sohbetler, parfüm kokulu yataklar Barkın’ın hakikati tam görmesine müsaade etmemişti. Aceleci karar ailesinin desteğine rağmen O’na çok acı bir tokat atacaktı. Leyla kısa süre sonra bu oyundan sıkılmaya başladı. Başlarda Paris’te yapılan balayı gezileri O’nu eğlendirdi ama Barkın’ın iş hayatı, Leyla’nın boş ve yalnız kalmasına yol açıyor, kendince eğlenceye ara veriyordu. Leyla boş zaman geçirecek, eğlenceye ara verecek biri değildi. O ister ve alırdı. Kime ve neye karşı olursa olsun alırdı. O ihmale gelmez bir hediyeydi. Barkın O’nun bu davranışlarını yakın zamanda anlamaya başladı. Ancak yapabileceği pek bir şey yoktu. Leyla Barkın’dan farklı bir yapıdaydı. Hele Nilgün ile aralarında benzer hiçbir yan yoktu. Mütevazi yaşam yerini kalabalık partilere bırakmış, içki şişeleri gölgesinde uzun sohbetler yapılır olmuştu. Eğlence dozu arttıkça Leyla kendini dağıtıyor, sanal zevk aleminde uçuyordu. Parti dışı zamanlar suskun ve mutsuz oluyor, bir sonraki partiyi bekliyordu. Hiçbir şey yoksa kendisi çiftlik partileri veriyordu Barkın olsun veya olmasın… Bu yeni eğlence demek ti her anlamda. Barkın’a rağmen yeni Barkınlar girmesi hayatında pek bir şey ifade etmiyordu. Barkın ne yazık ki bu seferde aradığını bulamadı. Hayallerini suya düşmesine yandığı kadar ailesinin üzüntüsüne de ortak olmaya başladı. Mali yönden Barkın ve Leyla ailesine bile ağır gelmeye başlamıştı. Bu kez de çocuk yapmakta acele etme diyenler yine onlar oldu. Barkın, Nilgün’ü unutamadı. Bir zaman sonra görmeye gitti. Konuşmak, dertleşmek istedi. Eskiyi anıp çokta fena olmayan geçmişlerinden dem vurmak istedi. Ama Nilgün artık Osman’la evliydi. Hayatına bir düzen vermek için mecbur kalmıştı Nilgün evlenmeye.. Değişiklik yapmak için artık çok geçti.
Barkın’dan ayrıldıktan sonra yaşam Nilgün için hiç kolay olmadı. Parasızlık, acı, terkedilmiş olmanın verdiği cesaretsizlik yaşam dallarını tek tek kurutmuş, sade içine kapanık yaşantısına dönmüştü. Ama her şey ve herkes ona geçmişi hatırlatmaktaydı. Öyle bir baskı vardı ki üzerinde dul kadın olarak yaşamak en kötü şeydi herkese göre. Dul bir bayan için zaman çok kötü, şartlar çok zordu. Yeniden bir iş bulmuş ve çalışıyor olsa da en yakın arkadaşları bile O’na başka gözle bakıyordu. İşi tacize, aşırıya giden komplimanlara kadar götürenler bile oluyordu. 6-7 ay kadar idare etti bu durumu ama ailesi kırgındı, üzgündü. Eşinden ayrılmış olmasına kırgındı, insanların konuştuklarından rahatsızdı….çay sohbetlerinde bile konu Nilgün’dü. Yaşı henüz gençti, pekala yeni bir evlilik yapabilirdi. Hem başında erkeği olur hem hayatı düzene girdi. Tüm bu zorlama ve imalar neticesinde Nilgün evet demek durumunda kaldı. İstemese de, sevmese de. Artık kendisinden çok onlar istemeli Nilgün yapmalıydı. Onlara vefa borcu vardı. İlk evliliği onlara rağmen yapmış olması sonu kötü olunca Nilgün’ü yenik duruma düşürmüştü. Bu kez onları dinlemeli onların istediği türden bir evlilik yapmalıydı. Öylede oldu. Onlar buldu, Nilgün nikah memuruna evet dedi.
Osman müşvik birine benzer önceleri. Mobilya mağazası vardır. İkinci evliliğidir onunda. Nilgün gibi genç ve güzel bir kadın ona verilmiş ikinci bir şans bir lütuftur. Bunu iyi değerlendirmek için kul köle olur başlarda. Nilgün’ün bir dediğini iki etmez. Ancak kadının dulu erkeğin dulu gibi değildir. Kim bilir ne yapmıştır da…Kim bilir adama hürmette ne kusurlar etmiştir de…Belki aldatmıştır bile onu…Hem başka türlü neden olsun ki… Kırıp dizini otursa böyle olur muydu?
Osman İlk evliliğinden çocukları yoksa da bir süre çocuk istemiyordu. Hem önünü görmek hem de mali yönden rahatlamak hem de eş dost nasihatlarına uymak adına almıştı bu kararı en az bir sene . Müşvik Osman nadiren içen biriyken O’da eş dostun telkinlerine uymaya başlamıştı. Her telkinde içki dozu artıyor, kumar masaları çekiyordu Osman’ı. Evde geçirdiği saatler her gün biraz daha azalıyordu. Nilgün ailesine verdiği söze sadık kalarak Osman’ın hemen bütün hareketlerine göz yumuyor, işten ayrıldığı için her gün kendine meşgaleler buluyordu. Ev hanımı olmuştu. Akşamları kocasına güzel bir sofra hazırlar, günü nasıl geçmiş merak eder gibi yapar, yatakta kendisine eşlik edr hale gelmişti. Aşkın olmadığı bir evlilikten beklenebilecek ne varsa Nilgün o rolü oynamaya devam ediyordu. Kitaplardan, resimlerden ve yazı çalışmalarından kendisine yaptığı kağıt kulelerinde günü geçiriyor ama bu arada ev işlerini ve Osman’ı da ihmal etmiyordu. Eş ve aile ziyaretleri haftada en az üç günü alıyordu. Diğer zaman Osman eve çok geç gelirdi. Geldiğinde de çoğu zaman alkol kokardı. Ertesi sabah hiçbir şey yokmuş gibi karısının yanaklarından öper işe giderdi. Osman’ın annesi Osman’dan farklı olarak kapalı tutucu bir yapıya sahipti. Gizliden gizliye suç işlemeye meyilli potansiyel ahlaksız Nilgün’ü kontrol eder her defasında tehdit dolu sözler kullanmaktan geri durmazdı. Nilgün cevap vermez hareketleriyle onu utandırmamaya çalışırdı. Mütevazi yaşantısına dönen Nilgün’ün hayatında bir şey eksikti. Diğerleri vardı ama bu şey onu eski Nilgün olmaktan uzaklaştırıyordu. Nilgün mutlu değildi. Mutluluk arayışında olmasına hakkı yokmuş gibi davranırken hayatın kendisini götürdüğü yere akıp gidiyordu.
Nilgün’ün aradığı mutluluk bi rgün cafede çıktı karşısına. Mobilya mağazasına uğramaktan gelirken dinlenmek için girdiği cafede kendisi gibi mütevazı görünüşlü Taner ile tanıştı. Bu tamamen tesadüf eseri dökülen kahvenin elbisede bıraktığı leke kadar basit bir şeydi. Bu iki gözün ilk kez karşı karşıya gelmesiydi. Taner ve Nilgün o günü bir daha hiç unutamadı. Telefon bile almadan, isim bile sormayı son ana bırakırken bir daha buluşmak için sözleşmemişken çıkıp gittiler cafeden. Çıktılar ama aslında başka bir dünyanın içine girdiler o dakikada. Nilgün iş yaparken, kitap okurken, Taner’i düşünmekten alıkoyamadı kendini günlerce, Taner her gün onu görmek umuduyla cafeye gitti. Nilgün mağaza dönüşlerinde uğramaz oldu cafeye. Taneri görürüm korkusuyla. Osman bu tanışmadan habersiz yaşantısına devam ederken evlilikleri her geçen gün sonun başlangıcını yaşatıyordu. Osman hareketlerinde aşırıya gitmeye başlamış, Nilgün’e hizmetçi muamelesi yapmaktaydı. Nilgün buna bile ses çıkarmadı. Acıları içinde saklı, yuttu, yutkundu durdu. Ailesine bile pek çok şeyi söylemedi onlar farkında olsa bile. Osman’ın evlilik değil bakıcı aramakta olduğunu fark etmişti artık Nilgün, yatağı bile paylaşmaz olmuşlardı. Yine içkili geldiği bir akşam yemeğin tuzundan kaynaklanan tartışma sonrası Nilgün’e attığı tokat. Sonu getirdi. Bu Nilgün’ün yediği son tokat oldu.
Yediği tokat etkisiyle her şey den vazgeçen Nilgün bu evde daha fazla kalamayacağını söylemişti Osman’a. Babasından sille yemeyen birine hele bir kadına yok yere tokat atmak Osman’ın kontrolsüzleşen ruh halinin göstergesi, sevgilerinin bittiğini bağıran bir işaretiydi. Nilgün bu sözlere mükafat olarak onlarca tokat aldı Osman’dan ve ertesi gün evi hastanede 7 gün geçirmek zorunda kalarak terk etti. Hastanede yattığı zamanlar ailesi bile ne olduğunu anlamadı. Haberleri yoktu. Boşanma kararını Nilgün açıklayana kadar. Çoktandır işlerin iyi gitmediğinin farkında olan ailesi vazgeç deme cesaretini bulamamıştı. Nilgün tüm gerçekleri anlatmadığı halde peki deyip evlerini açtılar kızlarına ikinci kere. Boşanana kadar 3 ay çok zor geçmişti. Kendine gelmiş, yaşama sevinci yükselmeye başlamış, hem beden hem kafa olarak yeniden doğmaya hazır hale gelmişti. Şimdi lazım olan şey onu hayata daha çok bağlayacak, mutsuzluğunu kıracak bir kıvılcımdı. Bir ara yakıp kavuran ama çoktandır unuttuğu bir kıvılcım. En azından geçmişe sünger çekmeyi başarabilmiş az zararla kendini kurtarabilmişti. Gönül boşluğunu kısa zamanda dolduramayacağını oda biliyordu. Taner bu iş için belki tam aradığı insandı ama o zaman evliydi. Namusuna leke sürülmemişken ömür boyu evliyken bir adamla değil ilişki yaşamayı, konuşmayı bile kendisine yasak etmişti aldığı terbiye gereği. Oysa belki şu an karşılaşsalardı…
Nilgün sade, fakir yaşantısında evde dikiş nakışla oyalanırken..iki kere boşanmış biri olarak beklentisi olmadan hem de insanlara hak vererek günlerini geçiriyor, bakımını ihmal ediyor, evden çoğu zaman dışarı çıkmıyordu. Babasının sağlık durumu iyi değildi. Annesi ev işlerini Nilgün geldikten sonra hepten bırakmıştı. Bu Nilgün’ün 24 saatini dolduran bir meşgale olmuştu. Taner ve Barkın aklına geldiği zamanlar onları mukayese eder, hatta Barkın’ı aramayı aklından geçirirdi. Ama hiçbir zaman Barkın’ı aramadı. Taner’i düşünse de bulmak için bir gayret sarf etmedi. Kendisini suların akışına bırakmış bir yaprak gibiydi. Zaman akıp gidiyordu. Yaşı 27 olmuş ama hayat ona 50 yıllık ders vermişti gencecik yaşantısında. Bir gün alışverişten dönerken yolu tesadüf eseri malum cafenin önünden geçer. Üç aydan fazla zaman olmuşken hayallerinde zaman zaman yer bulan bu cafede bir şey içmek için içeri girer. Taner oradadır. Hafif bir tebessümle merhabalaşırlar. Taner gözleri cıvıl cıvıl 3 aydır Nilgün için uğradığı bu cafede nihayet aradığını bulmuştur. Taner aslında çok zengin bir adamdır. Sadık anlayışlı ve çocuk sevdalısıdır. Kocaman evlerinde çok değil 2 ay sonra evlenir 3 çocukla mutlu olurlar.

Admin (i.b.) 2012

Hakkında editor

editor
Sitemizin orta öğretim seviyesinde bir eğitim sitesi olduğunu lütfen unutmayınız! Lütfen şiir ve yazılarda hata veya yanlışlık olduğunu düşünüyorsanız bildiriniz... Yazı, şiir ve yorumlarınızda ziyaretçilerimizin yaş grubunu düşünerek seviyeli ve dikkatli olunuz. Telif haklarına dair sınırlamalara mutlaka uyunuz. Alıntılarda muhakkak kaynak gösteriniz. Emeğe saygılı ve genç beyinlere faydalı olmaya gayret ediniz. Sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler...

göz atmak isterseniz ...

HİKÂYE, Cahit Külebi

HİKÂYE, Cahit Külebi Senin dudakların pembe Ellerin beyaz, Al tut ellerimi bebek Tut biraz! Benim …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

76 − = 67

Çanakkale mutlu son Tekirdağ mutlu son Antalya mutlu son Ankara mutlu son Samsun mutlu son Bursa mutlu son Konya mutlu son Balıkesir mutlu son İzmir mutlu son İstanbul mutlu son İstanbul mutlu son İzmir mutlu son Ankara mutlu son Antalya mutlu son Balıkesir mutlu son Gaziantep mutlu son Sivas mutlu son Aydın mutlu son Muğla mutlu son Afyon mutlu son Tokat mutlu son Kütahya mutlu son