Anasayfa / ŞAİRLER / ADMİN (İ.B.) / TANZİMAT DEVRİ TÜRK ŞİİRİ

TANZİMAT DEVRİ TÜRK ŞİİRİ

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
1 Kişi oy verdi
Ortalama puan: 5,00.
Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
Loading...

TANZİMAT DEVRİ TÜRK ŞİİRİ

Osmanlı Devleti’nin son yüzyılına kadar Halk, Tekke ve Divan şiiri olarak üç ana koldan gelişen Türk şiiri, Tanzimat döneminde yepyeni bir sürece girer. Tanzimat, her alanda olduğu gibi şiirde de Batı’ya yönelişi ifade eder. Bu yönelme ise şiirimizde yeni bir değişim, dönüşüm anlamına gelmektedir. Dolaysıyla bu dönemden itibaren Batı’ya yönelmiş bir Türk şiirinden söz edeceğiz demektir.

Tanzimat dönemi, bu tür değişimler kesin olarak şu tarihte başlamıştır denilemese de ilk işaretleri 17. asırdan itibaren görünmeye başlar. Değişim henüz edebiyat ve şiir dünyasında kendisini göstermese de sosyal ve kurumsal hayatımızda bir takım değişikliklere bu asırda yönelmeye başlarız. Bu süreç 18. asırda hızlanır. 19. asır ise değişimlerin edebiyat ve şiir dünyamıza artık iyiden iyiye girmeye başladığı dönemdir. Bir değişim dönüşüm dönemi olduğu için Tanzimat devrinde yetişen şairlerimiz de buna bağlı olarak önceki edebi gelenekten tamamen kopamasalar da yeni denemelere girişirler.

Zira, en temel özellikleri Batıcı, yenilikçi olmalarıdır. Bu durum onların genellikle Fransız kültürüyle yetişmiş olmaları ile ilgilidir. Öğrendikleri Fransızcayla başta Fransız şiiri olmak üzere batı şiir geleneğine vakıf olurlar ve bu geleneğin etkisi altına girerler. Bu devir şairlerinin bir başka özellikleri ise bir fikir ve ülkünün insanı olmalardır. Bu durum her şeyden önce Fransız devrimi ile dünyaya yayılan hürriyet, vatan ve millet gibi temaların şiirlerine girmesi demektir. Bu durum onların sanat anlayışlarında “sanat toplum içindir“ algısının doğmasına yol açar.

Bu sanatçılar şüphesiz ki Divan şiiri ve kültürü içinde yetişmişlerdir. Ancak yeni dünya görüşü ve sanat anlayışı tercihleri onları Divan şiirine düşman yapar. Hemen hepsi bu şiirin artık ortadan kalkması gerektiğini düşünürler. Bu genel giriş etrafında bu dönem şirinin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

1. Tanzimat şiirinde söyleyişten çok fikirler ve yeni konular önem kazanmıştır.
2. Dilde sadeleşme fikri savunulmuş; fakat bunda başarılı olunamamıştır.
3. İlk dönem Tanzimat şiirinde gazel, kaside, terkib-i bent… gibi biçimler kullanılırken ikinci dönemde Fransız şiirinin etkisiyle yeni biçimler kullanılmıştır.
4. Her iki dönemde de aruz ölçüsü kullanılmış, hece ölçüsü denenmiştir. Nazım birimi beyittir.
5. Divan şiirindeki parça bütünlüğü yerine konu bütünlüğü esas alınmıştır.
6. İlk dönemde siyasal ve toplumsal sorunlar, ikinci dönemde bireysel ve duygusal konular işlenmiştir.
7. Birinci dönem şiiri dışa ikinci dönem şiiri içe dönüktür.
8. İlk dönem şiirindeki dil ikinci dönem şiirindeki dilden daha sadedir.
9. I. dönem şairleri divan şiirini eleştirerek yıkmaya çalışmış; II. dönem şairleri ise şiiri sanat açısından ele alıp divan şairleri gibi estetiğe önem vermişlerdir.
10. Fransız Devrimi’nin etkisiyle, özellikler ilk dönem şairlerinde, kanun, düzen, adalet, özgürlük, esaret, millet, vatan, bayrak gibi temalar işlenmiştir.

Tanzimat dönemi şiirini oluşturan iki nesilden söz etmemiz gerekiyor. İlk nesil şairleri Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa’dır. Bunlardan Şinasi, bu yeni dönem şiirinin ilk temsilcisidir. Fransa’ya gitmeden önce klâsik kasideler yazan şair, ülkesine döndükten sonra kasidede biçim açısından değişiklikler yapmış, ayrıca toplumsal kavramlara yer vermiştir. Artık şiirleri duygusallıktan yoksundur, akılcılık öne çıkmıştır. Bu yönüyle Şinasi Tanzimat’tan sonraki edebiyatımızda akılcılığın öncüsü olarak yerini almıştır. Şinasi konuşulan Türkçe ile yeni bir şiir dili yaratmayı amaçlamışsa da bunda başarılı olamaz. Ancak bu konuda öncülük etmesiyle, batılı Türk edebiyatının oluşmasına katkılarıyla önem kazanmıştır.

Bu ilk dönemin ikinci önemli şairi ise vatan şairi olarak da bilinen Namık Kemal’dir. O da Şinasi gibi yenilikçi bir şairidir. Genelde Edebiyatımızın özelde şiirimizin batılılaşmasını o da savunmuş; “Toplum için sanat” anlayışıyla “özgürlük, vatan, yasa, hak, adalet, ahlâk” konularını işlemiştir. Ama bütün batıcılığına rağmen Şinasi’ye göre daha yerli bir sestir.

Tanzimat birinci neslinin bir diğer önemli şairi ise Ziya Paşa’dır. Ama o Şinasi ve Namık Kemal’e göre daha farklı bir tutum sergiler. Buna göre Tanzimat’la birlikte gelen yeniliklere düşünce olarak bağlıdır ama uygulamada eskiye bağlı kalır. Şiirleri incelendiğinde hece ile yazdığı birkaç şiir bir yana bırakılırsa, şiirleri biçim bakımından Divan nazmına bağlıdır.

Tanzimat şiirinin ikinci nesline gelince; yaşadıkları dönemin siyasal ve kültürel şartları onları ilk dönem şairlerinden biraz daha farklı bir noktaya götürür. 2. Abdülhamit dönemi ifade hürriyeti açısından sorunlu bir dönem olduğu için onlar ilk dönem şairlerinin aksine “toplum için sanat” anlayışı yerine “sanat için sanat” anlayışına yönelmişlerdir.

Tanzimat şiirinin ikinci kuşağının önde gelen şairi Recaizâde Ekrem’dir. Bu devrin şiir anlayışı çerçevesinde sanatta tek amacı güzellik olarak düşünür. Bu sebeple güzel olan her şeyin şiirin konusunu olabileceğine inanır. Buna ek olarak Şiiri bir bütün olarak görerek hem içeriğe hem biçime büyük önem verir. Bu yaklaşım onu dilde de farklı bir tutuma yöneltir ve Şiirin konuşma dilinden ayrı, kendine özgü bir dile sahip olduğu düşüncesiyle hareket eder. Nazım biçimlerinde yenilikler dener. Şiirde müzikaliteye önem verir.

Tanzimat’ın ikinci kuşağında yer alan önemli bir diğer şairimiz “Şair-i âzam” olarak bilinen Abdülhak Hamit Tarhan’dır. O da Recaizâde Ekrem gibi şiirimizi batılılaştırmak düşüncesiyle Batı şiirinde gördüğü, Türk şiirinde olmayan özellikleri şiirine yansıtarak yeni şiir denemelerine girişmiştir. Onun şiirinde en çok işlenen konular “aşk” ve “doğa” olarak karşımıza çıkar. Özellikle doğa temasını şiirde, Divan şiirindeki gibi bir motif olarak kullanmak yerine tasvir malzemesi olarak kullanır. Onu özel kılan
bir yanı da şiirlerinde “ölüm” konusuna geniş bir yer vermesidir.

Böylece Türk şiiri ölüm ve ötesi, fizikötesi kavramlarıyla daha derinlemesine tanışmış olur. Tanzimat ikinci döneminde bir önemli isim de Muallim Naci’dir. O da yenilik döneminin bir şairidir. Fakat onlardan farklı olarak eski edebiyatın değerli yanlarını ve öz şiir niteliğini savunarak yenilik döneminde daha tutarlı bir şiir anlayışıyla eserler vermiştir. Onun tavrını gelenekten tümüyle kopmadan şiirde yeni bir yapıya kavuşmak şeklinde özetleyebiliriz.

SERVET-İ FÜNÛN DEVRİ TÜRK ŞİİRİ

Servet-i Fünûn devri Türk şiiri Tanzimat şiirinin bir sonraki adımıdır. En temel özelliği ise batıya yönelişin en aşırı safhasını teşkil etmesidir. Öyle ki Servet-i Fünûn şiiri bu tavrıyla eski şiirle bağları tamamen koparmak ve özellikle Fransız şiirini örnek alarak yepyeni bir şiir oluşturmak şeklinde bir niyet ve çaba içinde olmuştur. Servet-i Fünûn şairleri, 1896–1901 arasına etkili olurlar. Bu dönemde Türk şiiri büyük ölçüde değişime uğrar. Değişip yenileşir. Bu dönem şiirinin genel özellikleri de şöyle sıralanabilir:

1. En küçük nazım birimi olarak Tanzimatçıların beyit anlayışı yerine dizeyi kullandılar.
2. Ölçü yine aruz ölçüsüdür. Aruzu Türkçeye başarıyla uygulamışlardır.
3. Kafiyede “göz uyağı” yerine “kulak uyağı” anlayışı benimsenmiştir.
4.En büyük değişiklik dilde olur. Dil son derece ağır ve süslüdür. Dile, Arapça Farsça ve Fransızcadan yeni sözcük tamlama ve terkipler aktarmışlar; dile o güne değin hiç duyulmamış ve kendi uydurdukları tamlamalar ekleyerek anlaşılması imkânsız yapay bir şiir dili yaratmışlardır.
5.Divan edebiyatı nazım şekilleri tamamıyla terk edilmiş; Batı edebiyatının “sone” ve “terza rima” biçimleri ile “serbest müstezat” ve “karma” nazım biçimleri kullanılmıştır.
6. Bir önemli yenilik ise “mensur şiir” örneklerine ilk kez bu dönemde rastlanmasıdır.
7. “Sanat için sanat” ilkesi benimsenmiştir.
8.Sembolizm ile parnasizmin etkisinde kalınmıştır.
9.Siyasal ortamın da etkisi ile toplumsal konular ele alınmamıştır.
10.En çok işlenen konular: günlük yaşam, aşk, doğa görüntüleri, karamsarlık, düş kırıklıkları, ölümdür.
11.Nazım nesre yaklaştırılmıştır.
12.Konu birliğine bütün güzelliğine önem verilmiş, Konu ile vezin arasında ahenk ilgisi aranmıştır.
13.Şiirde musikiye önem verilmiştir.
14.Hayata karamsar bakmaları ve derin bir melankoli içinde kıvranmaları şiirlerine yansımıştır.

Bu süreçte eser veren şairleri ise şöyle sıralayabiliriz. Tevfik Fikret, Süleyman Nazif, Cenap Şahabeddin, Hüseyin Siret, Hüseyin Suat Yalçın, Ali Ekrem Bolayır, Faik Ali Ozansoy ve İsmail Safa’dır. Tabi zaman içinde bu şairlerin sonraki dönemlerin şiir anlayışından da etkilendikleri ve şiir tarzlarını zaman içinde değiştirdiklerini de söylemek gerekir.

FECR-İ ÂTİ ŞİİRİ

Fecr-i Âti şiiri Türk şiirinde yeni bir dönemi ifade eder. Bu şiirin tarihsel sürecini şöyle açıklamak mümkündür. II. Meşrutiyet’in ilanı ile bir kısım şiir sevenler Edebiyat-ı Cedide şairlerinin sessizliğine bir tepki olarak yeni bir anlayış ortaya koyarlar. Kendilerini Fecr-i Âti olarak adlandıran Celâl Sâhir, Ahmet Haşim, Fuad Köprülü gibi isimlerin de bulunduğu bu topluluk, kendilerinden önceki döneme bir tepki mahiyetinde bir tutum izlerler. Onlara göre Edebiyat-ı Cedîde’den sonra hürriyet ilan edilmiş ve yeni sanat eserlerinin meydana gelmesini icap ettirecek şartlar ve sebepler hasıl olmuştur. İlk nazarda bu yeni şartlar dâhilinde yapılacak yeni edebi hareketlerin Edebiyat-ı Cedide üstatları tarafından yapılması lazım geldiği akla geliyorsa da, işte onlar, hürriyetin ilanından beri susmuşlar ve bir yenilik gerçekleştirememişlerdir.

Aslında Fecr-i Âti, şiir yönüyle de kendinden önceki anlayışı devam ettirme eğilimindedir. Temalar, kullanılan vezin, karamsarlık, marazilik Fecr-i Âti şiirinde de görülür. Şekil olarak ise bir önceki döneme bağlı olmakla birlikte serbest müstezadı daha serbest kullanmış ve böylece Fransız sembolistlerindeki serbest şiire iyice yaklaşılmıştır. Bu iki akım arasındaki en temel farklılık ise Fransız sembolistlerini daha yakından tanıma ve anlama imkânı bulmalarıdır.

Bu şiirin genel özellikleri şöyle sıralanabilir:

1. Servet-i Fünûn sanatçıları gibi Fransız şiirini benimsemişlerdir.
2. Kulak için kafiye anlayışını benimsemişlerdir.
3. Sembolizm, parnasizm ve empresyonizm akımlarından etkilenmişlerdir.
4. Arapça ve Farsça kelime ve tamlamaları sıkça kullanmışlar böylece ağır bir dil oluşturmuşlardır.
5. Duygusal şiirler yazmışlar ve tabiat tasvirlerinde gerçeklerden uzak davranmışlardır. Özneldirler.
6. Serbest müstezat nazım biçimini ustalıkla kullanmışlardır.

Bu topluluk içinde yer alan şairlerin en önemlisi Ahmet Haşim’dir. Fransız sembolizminin Türk edebiyatındaki temsilcisi olarak kabul edilen Haşim, Banarlı’nın ifadesiyle “Kısmen Servet-i Fünûn şiirini, kısmen Fransız sembolizmini hatta kısmen de Türk Divan şiiri tesirlerini kendi şair benliğinde birleştirerek şiir dünyamıza musikili ve orijinal bir söyleyişle tılsımlı terennümler bırakmaya muvaffak olmuş, kudretli bir şairdir.” Diğer önemli isim isimler ise Emin Bülend Sedaroğlu, Tahsin Nahid, Mehmet Behçet Yazar, Fazıl Ahmet Aykaç’tır.

MİLLÎ EDEBİYAT DEVRİ TÜRK ŞİİRİ

Millî Edebiyat devri Türk şiiri 1908–1940 yılları arasında şiir tarihimizde yer almış bir şiir akımıdır. Bu devrin şairleri bütün özellikleri itibariyle bu akım içinde bir bütünlük göstermeseler de şiir anlayışları, dil tutumları özellikle de hece ölçüsünü kullanmaları yönüyle böyle bir adlandırma içinde ele alınabilirler. Çünkü hepsinde “memleket için edebiyat” fikri ortak kabule dönüşmüştür. Tanzimat’tan itibaren ortaya çıkan şiir akımlarını batı etkisinde oluşan akımlar olarak düşündüğümüzde Milli edebiyat şiirini yerlilik, millilik özellikleri itibariyle şiirimizde köklere dayalı yeni bir açılım olarak görmek gerekir.

Milli edebiyat şiirinin oluşmasına Meşrutiyetle ortaya çıkan Türkçülük akımı etkili olmuştur. Türkçülük akımı dilde de sade Türkçe ile yazma ilkesini benimsediği için bu durum, bu dönemde yetişen şairlerimiz de etkilemiş ve Türkçe, asli kelimeleri ve milli vezniyle yeniş bir şiir akımımı ortaya çıkarmıştır.

Milli edebiyat devri şiirinin genel özellikleri olarak şunları söyleyebiliriz:

1. Halk edebiyatı şiir biçimlerinden yararlanma yoluna gidilmiştir.
2.Halk edebiyatı şiir biçimlerine yönelinmiş, dörtlüklerle şiirler yazılmış; mani, koşma gibi nazım biçimleri kullanılmıştır.
3.Hece ölçüsüyle şiirler yazılmıştır.
4.Konu seçiminde yerlilik esas alınmıştır.
5. Şiirlerin konuları halkın yaşamından ve ülkenin içinde bulunduğu koşullardan seçilmiştir.
6.Millî kaynaklara yönelme gerçekleşmiştir.
7.Sade bir dille şiirler yazılmıştır
8. Halk edebiyatı nazım biçimlerinden yararlanılmakla birlikte bu konuda bir çeşitlilik göze çarpar. Bu dönemde yeni nazım biçimleri denenmiş, serbest müstezat daha da geliştirilmiştir.

Millî Edebiyat dönemi şiiri anlayışı ortak bir kabule dönüşse bile yine de bu dönemin şiirini tek bir başlık altında toplamak mümkün değildir. Bu dönemde ana hatlarıyla üç eğilim karşımıza çıkar. Bunlardan ilki Ziya Gökalp ve çevresine sade bir dille ve hece ölçüsüyle şiirler yazan şairler topluluğudur. Bu isimler arasında en çok öne çıkan isim ise Mehmet Emin Yurdakul’dur. Bu dönemde
Saf (öz) şiire özgü arayışları da vardır. Yahya Kemal’i çoğu şiiriyle bu yolda şiir yazan şairlere örnek olarak gösterebiliriz. Yine bu dönemde halkın yaşama tarzını ve değerlerini yansıtan manzum hikâyeler yazan şairler de görülür. Bu tarz isimlerin en önemlisi ise Mehmet Akif Ersoy’dur.

Bu dönemde bir şiir topluluğu daha vardır. Beş Hececiler adını alan bu topluluk 1917’de Selanik’te Genç Kalemler dergisi ile başlayan Millî Edebiyat akımının ilklerine bağlı olarak, halk şiirimizin özelliklerinden, yerli kaynaklarımızdan yararlanarak, şiirimizin aruzdan heceye geçişinde önemli rol oynamışlardır. Şiirlerinde Anadolu manzaralarını ve Anadolu yaşayışını coşkulu bir dille işlemişlerdir. Bu topluluğu oluşturan şairlerimiz ise şunlardır. Faruk Nafiz Çamlıbel, Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç.

Bu isimler, şiire 1. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele yıllarında başlamışlar ve Mütareke yıllarında da eser vermeyi sürdürmüşlerdir. Anadolu, memleket sevgisi, yurt güzellikleri, kahramanlık ve yiğitlik gibi konuları öne çıkaran Beş Hececiler Millî Edebiyat akımından etkilenmiş ve aruzu bırakarak şiirlerinde heceyi kullanmaya başlamışlardır. Bunda da oldukça başarılı olmuşlardır.

Milli Edebiyat şiirinin ilkelerini benimseyen şairler olarak Beş Hececiler’e Salih Zeki Aktay, Ali Mümtaz Arolat, İhsan Raif, Şükufe Nihal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ömer Bedrettin Uşaklı, Halide Nusret Zorlutuna, Necmettin Halil Onan, Rıza Tevfik Bölükbaşı gibi şairleri ekleyebiliriz.

Kaynak: Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı

Hakkında editor

editor
Sitemizin orta öğretim seviyesinde bir eğitim sitesi olduğunu lütfen unutmayınız! Lütfen şiir ve yazılarda hata veya yanlışlık olduğunu düşünüyorsanız bildiriniz... Yazı, şiir ve yorumlarınızda ziyaretçilerimizin yaş grubunu düşünerek seviyeli ve dikkatli olunuz. Telif haklarına dair sınırlamalara mutlaka uyunuz. Alıntılarda muhakkak kaynak gösteriniz. Emeğe saygılı ve genç beyinlere faydalı olmaya gayret ediniz. Sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler...

göz atmak isterseniz ...

TÜRK HALK ŞİİRİ VE ÖZELLİKLERİ

TÜRK HALK ŞİİRİ VE ÖZELLİKLERİ Halk şiirimizin kapsamına hangi şairlerin girip girmediği konusu epeyce tartışmalıdır. Çünkü, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ 80 = 84