Anasayfa / ŞAİRLER / ADMİN (İ.B.) / TÜRK HALK ŞİİRİ VE ÖZELLİKLERİ

TÜRK HALK ŞİİRİ VE ÖZELLİKLERİ

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
Loading...

TÜRK HALK ŞİİRİ VE ÖZELLİKLERİ

Halk şiirimizin kapsamına hangi şairlerin girip girmediği konusu epeyce tartışmalıdır. Çünkü, halk şiiri kapsamı oldukça geniş bir terimdir. İçine sadece saz şairleri yahut âşık edebiyatı ürünleri değil, tekke şiirleri de girer. Hatta mani, türkü gibi anonim ürünleri de bu başlık altında ele almak mümkündür. Ama tekke şairleri ortak yönlerine rağmen ağır basan dinî-tasavvufî yönleri itibariyle zaman içinde ayrı bir edebiyatı oluşturmuşlardır.

Anonim ürünlerin ise söyleyenleri belli değildir. Bu bakımdan halk şiirimizi tasnif ederken bu üç grubu da dikkate almakla birlikte halk şiiri ifadesinden daha çok âşık edebiyatı mensuplarını yani saz şairlerini anlamak daha doğru görünmektedir.

Halk şiirimiz, temelleri itibariyle İslamiyet öncesine dayalıdır. Bu bakımdan dil, vezin ve kafiye özellikleri de büyük ölçüde İslamiyet öncesi dönemde şekillenmiştir. Buna göre vezinde hece ölçüsü esastır. Belli bir eğitim görmüş olanlarda aruz ölçüsünün de kullanıldığı görülür. Kafiye olarak genellikle yarım kafiye tercih edilmiştir. Halk şiiri yazılı değil sözlü olduğu için çoğu kez rediflerle yetinilmiştir.

Halk şiirinde dil, yalın Türkçedir yani halkın kullandığı dildir. Halk benzetmeleri ve deyimlerin kullanılması, canlılık, içtenlik bu dilin en belirgin özellikleridir. Kasabalarda yetişen halk şairlerinde ise aldıkları eğitimin etkisiyle Arapça, Farsça sözcüklere de rastlanır.

Halk şiirimiz, içerik olarak bütün dünya şiirinde görülen ortak temaları kullanmıştır. Bunlar, başta aşk olmak üzere ona bağlı olarak ayrılık, hasret, tabiat, kahramanlık, ölüm konularıdır. Bu şiirin toplumsal konulara da tamamen ilgisiz olduğu söylenemez. Dolayısıyla kimi toplumsal sorunlar da konu olarak işlenmiştir.Yine din konusu da işlenen konular arasındadır. Zira, din; divan ve tekke şiirinde olduğu gibi halk şiirinde de bu edebiyatı besleyen ana düşüncedir.

HALK ŞAİRLERİ VE ÖZELLİKLERİ

Hiçbir edebiyatta bütün şairlerin birbirinin aynısı oldukları söylenemez. Bu gerçek halk şairleri için de böyledir. Fakat bu şairler, hemen hemen aynı toplumsal koşulların insanlarıdır. Aynı töre ve geleneklere bağlıdırlar. Bu durum onların ortak, birbirine benzeyen yönlerinin de olması sonucunu doğurmuştur. Mesela, halk şairlerinin çoğu şiirlerini sazla çalıp söylerler. Bu bakımdan onları isimlendirirken bu şairlere “saz şairleri” denmesi bundandır. Öte yandan sadece kendi şiirlerini söylemezler. Başka şairlerin şiirlerini de söylerler. Bu tür şairlerin eserleri yazı ile değil söz ile yayılırlar. Bu durum onların zaman içinde değişikliğe uğramasına neden olur. Gerçi, bu sözlü eserler, zamanla “cönk” adı verilen eserlerde yazılı hale getirilirler ama orijinalliklerini olduğu gibi koruyamazlar.

Şiirlerini saz eşliğinde söylemeyen halk şairleri de vardır. Onları, saz şairlerinden ayırmak için “Kalem şairleri” ismi kullanılır. Halk şairleri, yaşadıkları toplum içinde çok sevilip sayılan hatta yarı ermiş gözüyle bakılan insanlardır. Böyle olmalarının nedeni halkın duygu ve düşüncelerine tercüman olmalarıdır. Bir başka önemli sebep de bunların âşık kimseler olmalarıdır. Bu özelliklerinden dolayı onlardaki şiir söyleme gücünün “Tanrı vergisi” olduğuna inanılır.

Halk şairleri usta-çırak ilişkisine göre yetişirler. Çoğu okuma yazma bilmezler. Bulundukları muhitin tabii şartları çerçevesinde şair olurlar. Başka kültürlerle temas imkanları hemen hemen hiç yoktur. Bu durum, halk şairlerinin çoğunda sıradan söyleyişlere yol açsa bile içlerinden çok yetenekli olanlar da çıkar. Böylece çıraklık dönemini bitirip kendi tarzlarında çalıp söyleme dönemine girerler. Özellikle böyle bir seviyeye ulaşanlar ellerinde saz bütün ülkeyi baştanbaşa gezerler. Hemen hepsi hayali yahut
rüyada görülen bir güzelin peşindedirler. İşte o bütün aşk, hasret, gurbet şiirleri böyle ortaya çıkar. Bu şairler için gezmek, aynı zamanda bir geçim işidir. Hayatlarını bu şekilde kazanırlar.

Halk şairleri, kendi aralarında içinden yetiştikleri muhitlere göre; köy şairleri, asker şairler, kasaba şairleri olarak sınıflara ayrılırlar. Köy şairleri, köylerden ve göçebe aşiretler arasından çıkar. Bunlarda duyuş ve söyleyiş tamamen millidir. Türk milleti aynı zamanda asker bir millettir. Ordu içinde de çoğu zaman şairlere rastlanır. Bunlar daha çok epik tarzı şiirler söylemişler, tarihi olaylara bu anlamda tanıklık etmişlerdir. Savaşların arka planı, hezimetler, ayrılıklar, ölümler, trajediler onların eserlerinde
yer alır. Kasaba şairleri ise kasabalarda nispeten büyük merkezlerde yaşarlar ve buralarda bulunan âşık kahvelerinde bulunurlar.

Bunlar aç ya da çok okur-yazar kişilerdir. Medreselerde yahut tekkelerde eğitim-öğretim görmüşlerdir. Divan şiirine aşinalıkları vardır ve bu şiirin etkisi altındadırlar. Bu yüzden bu şairlerin
çoğunun tıpkı divan şairleri gibi divanları vardır.

HALK ŞİİRİ NAZIM BİÇİMLERİ

Halk şiirinde kullanılan belli başlı nazım biçimleri şunlardır:

1-KOŞMA:

Halk ya da âşık edebiyatının en çok sevilen ve çok yaygın biçimde kullanılan nazım biçimidir. Bu biçimde yazılan/söylenen şiirlerin genel özelliklerini ise şöyle belirtebiliriz. Bu tür şiirler dört dizeli bentlerden oluşur. Dörtlük sayısı 3–5 arasındadır. 11’li hece ölçüsüyle (6+5 ya da 4+4+3 duraklı olarak) yazılır/söylenir. 4+3 ve 4+4 kalıbıyla söylenmiş koşmalar da vardır. Şair son dörtlükte mahlâsını söyler. Kafiye düzeni (abab- cccb- dddb…) şeklindedir. İlk dörtlüğün uyak düzeni (xbxb) ya da (aaab) şeklinde de olabilir.

Koşmalar genellikle lirik konularda söylenir. Aşk, güzellik, tabiat, sevgi vb konular işlenir. İşlediği konulara göre güzelleme, koçaklama, taşlama, ağıt gibi adlar alırlar. Karşılıklı konuşma (dedim-dedi) biçiminde olan koşmalar da vardır. Önemli koşma şairleri Köroğlu, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Gevherî, Erzurumlu Emrah, Âşık Ömer’dir.

KOŞMA

Eğer benim ile gitmek dilersen
Eğlen güzel yaz olsun da gidelim
Bizim iller kıraçlıdır aşılmaz
Yollar çamur kurusun da gidelim
Aşamazsın Karaman’ın ilini
Köprüsü yok geçemezsin selini
Gerdan yaylasının Perçem belini
Lale sümbül bürüsün de gidelim
Sökülsün dağların buzu sökülsün
Öne insin, çöl ovaya dökülsün
Erzurum dağının karı çekilsin
Ak koyunlar yürüsün de gidelim
Karac’oğlan der ki buna ne fayda
Hiç rağbet kalmadı yoksula payda
Bu ayda olmazsa gelecek ayda
Onbir ayın birisinde gidelim.
Karaca oğlan

2- SEMAİ:

Halk şiirinde koşma’dan sonra en çok kullanılan biçimdir. Hecenin sekizli ölçüsü ile koşma biçiminde düzenlenir ve özel bir ezgi ile söylenir. Genellikle en az üç, en fazla beş dörtlükten oluşurlar. İlk dörtlüğü (aaab- abab- aaba- abcb) şeklinde diğer dörtlükler (dddb- eeeb- fffb) şeklindedir. Çoğunlukla doğa, güzellik, ayrılık, kavuşma gibi duygusal ve lirik temaları işlerler. Semainin hece ölçüsünün yanında aruz ölçüsü kullanılarak yazılanları da vardır.

Heceyle yazılanlar koşmaya benzer. Tek fark dizelerin hece sayısıdır. Karaca oğlan ve Erzurumlu Emrah bu alanda en meşhur şairlerdir.

SEMAİ

Gönül gurbet ele çıkma
Ya gelinir ya gelinmez
Her dilbere meyil verme
Ya sevilir ya sevilmez
Yöğrüktür bizim atımız
Yardan atlattı zatımız
Gurbet ilde kıymatımız
Ya bilinir ya bilinmez
Bahçemizde nar ağacı
Kimi tatlı kimi acı
Gönüldeki dert ilacı
Ya bulunur ya bulunmaz
Deryalarda olur bahri
Doldur ver içem zehri
Sunam gurbet elin kahrı
Ya çekilir ya çekilmez
Emrah der ki düştüm dile
Bülbül figan eder güle
Güzel sevmek bir sarp kale
Ya alınır ya alınmaz
Erzurumlu Emrah

3-VARSAĞI:

Bu da aslında bir koşma çeşididir. Başka özellikleri itibariyle koşma’dan ayrılır. Bu özellikleri şöyle belirtebiliriz. Varsağılar, Güney Anadolu bölgesinde yaşayan Varsak Türklerinin özel bir ezgiyle söyledikleri türkülerden gelişmiş bir biçimdir. Hecenin 8′li kalıbıyla söylenen koçaklama tarzı şiirlerdir.Dörtlük sayısı ve uyak düzeni koşmayla aynıdır. Kafiye örgüsü (xaxa- bbbaccca…) şeklindedir. Varsağılar semailere de benzerler. Onlardan ilk dörtlükte kullanılan bre, behey, hey, hey gidi gibi ünlemlerle ayrılır. Bu da varsağıları yiğitçe, mertçe bir üslupla söylenen şiirlere dönüştürür. Bu türün en güzel örneklerini Karaca oğlan vermiştir.

VARSAĞI

Bre ağalar bre beyler
Ölmeden bir dem sürelim
Gözümüze kara toprak
Dolmadan bir dem sürelim
Aman hey Allahım aman
Ne aman bilir ne zaman
Üstümüzde çayır çemen
Bitmeden bir dem sürelim
Buna felek derler felek
Ne aman bilir ne dilek
Âhir ömrümüze helâk
Etmeden bir dem sürelim
Karac’oğlan der cânân
Güzelim sözüme inan
Bu ayrılık bize heman
Ermeden bir dem sürelim
Karaca oğlan

4-DESTAN:

Âşık edebiyatındaki destanlar, toplumu yakından ilgilendiren savaş, ayaklanma, eşkıyalık, kıtlık, deprem, yangın gibi olaylar; toplumsal yergiler; cimrilik, dalkavukluk, mirasyedilik… gibi gülünç hayat olayları üzerinde durur. Bunları ulusların başından geçen kahramanlık olaylarını anlatan destan (epope) ile karıştırmamalıdır. Destanların genel özellikleri şunlardır:

Duygusal öğelere hemen hiç yer verilmez. 11’li ya da 8’li hece kalıbıyla söylenir. Dörtlüklerle oluşur. Uyak düzeni koşmaya benzer. Konusu ve uzunluğu bakımından koşmadan ayrılır. Halk şiirinin en uzun nazım biçimidir. Kimi destanlarda dörtlük sayısı yüzden fazladır. Dörtlük sayısı konunun özelliğine bağlıdır. Kendine özgü bir ezgisi vardır. Destanın son dörtlüğünde şair mahlasını söyler. Seyranî ve Âşık Ömer bu alanda ünlüdür. Kayıkçı Kul Mustafa’nın Genç Osman Destanı da bu türün en çok bilinen örneğidir.

TORTUM DESTANI

Cilvesi tükenmez perverdigârın
Yahşi günlerimiz yamana gitti
Çekti Kûh-ı Kaf ’tan Tortum damarın
Yüz altmış nüfusla kaç hane gitti
Kûh-ı cebel destûr aldı pîrinden
Kudret tığı değdi koptu yerinden
Bilmem cân u cânân hep birbirinden
Ayrı düştü yoksa yan yana düştü
Sefer etti bize cebeli billâh
Okudu kâmiller farz-ı bismillah
Halâik çağrışır el-aman Allah
Sanki Nuh devridir tufana gitti
Cuma’dan çıkınca kavim kardaşlar
Horasan döşeli binalar taşlar
Kuzu büryanıyla baharlı taşlar
Bir anda hak ile yeksâna gitti
Medrese mescitler beyt ü binalar
Nice serv-kamet melek simalar
Dâvudî sedalar şirin edalar
Her biri belirsiz bir yana gitti
Yıkıldı Hınzörük toprağı kanlı
Aradık bulamadık bir tane canlı
Nevreste gelinler taze nişanlı
Kanlı duvağıyla divana gitti
Celâlî bu dertten ziyademiz var
Ehl-i aşk olana ifademiz var
Yirmi dört nefer de piyademiz var
Bilmeyiz onlar da ne yana gitti
Bayburtlu Celâlî

HALK ŞİİRİ NAZIM TÜRLERİ

Âşık edebiyatı nazım türleri genellikle koşma ve semai nazım şekilleriyle söylenir. Konuları bakımından koşma ve semaiden ayrılarak şu adları alır:

1-GÜZELLEME:

Adından da anlaşılacağı gibi insan, tabiat, aşk, sevgi, sevgilinin güzelliklerinden bahseden şiirlerdir. Koşma nazım şekliyle yazılır. Lirik şiirlerdir. Bu türün de en önemli şairi Karaca oğlan’dır.

GÜZELLEME

Nasıl vasfedeyim güzelim seni
Rumeli Bosna’yı değer gözlerin
Dünyaya gelmemiş eşin akranın
İzmir’i Konya’yı değer gözlerin
Kimsede görmedim sendeki nazı
Tunus Tırablus Mısır Hicaz’ı
Kars’ı Kağızman’ı Acem Şiraz’ı
Girid’i Yanya’yı değer gözlerin
Yüzünde görünür Yusuf nişanı
Yüzünü görenler çeker efganı
Büsbütün Gürcistan Erzurum Van’ı
Belh-i Buharça’yı değer gözlerin
Ruhsatî’m eyledim senin de mehdin
Al yanaktan bir buse ver himmetin
Yüz bin sarraf gelse bilmez kıymetin
Âhirî dünyaya değer gözlerin
Ruhsâtî

2-KOÇAKLAMA:

Halk şiirinin en yaygın kullanılan nazım türlerindendir. Bu tür şiirlerde savaş, yiğitlik, kahramanlık konuları işlenir. Coşkun ve yiğitçe söylenmiş bir havası vardır. Nazım biçimi koşma, nazım birimi dörtlüktür. Halk şiirimizde bu türün en güzel örneklerini Köroğlu ile Dadaloğlu vermiştir.

KOÇAKLAMA

Kalktı göç eyledi Avşar elleri
Ağır ağır giden eller bizimdir
Arap atlar yakın eder ırağı
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir
Belimizde kılıcımız kirmani
Taşı deler mızrağımın temreni
Hakkımızda devlet etmiş fermanı
Ferman padişahın dağlar bizimdir
Dadaloğlu’m yarın kavga kurulur
Öter tüfek davlumbazlar vurulur
Nice koç yiğitler yere serilir
Ölen ölür kalan sağlar bizimdir
Dadaloğlu

3-AĞIT:

Ölen kişilerin ardından duyulan acıyı, üzüntüyü dile getirmek için söylenen şiirlerdir. Deprem, yangın, sel gibi doğal afetlerle ilgili de ağıtlar yakılmıştır. Ağıt söyleme işine ağıt yakma, ağıt söyleyenlere ise ağıtçı denmektedir. Ağıtların özellikleri şunlardır: Ağıtlar, başından acı bir olay geçen ya da ölen kişinin
iyiliklerinden, yiğitçe davranışlarından ve yaşamındaki önemli olaylardan söz eder. Belli geleneksel hareketler eşliğinde kendine özgü ölçü ve uyaklarla söylenir. Türklerde ağıt geleneği çok eskidir. Önceden bu şiirlere sagu denilirdi. Türkçede 7, 8 ve 10 heceli ağıtlar yaygındır. En çok rastlanılanı 8 hecelilerdir.

Kimi şairler koşma nazım biçimiyle ağıtlar da söylemiştir. Ağıtlar, konusuna ve söyleyenine göre türlere ayrılır. Söyleyeni belli ağıtlar olduğu gibi söyleyeni zamanla unutulmuş, toplumun ortak malı olmuş ağıtlar da vardır. Kişilerle (birinin ölümü, gelinin baba evinden ayrılışı vb.) ya da toplumsal konularla (doğal yıkımlar, göçler, kuraklık, kıyımlar vb.) ilgili söylenmiş ağıtlar da vardır.

AĞIT

Yarab bu ne ölüm bu nasıl zulüm!
Ah edip de ağır başlar ağlıyor.
Çiçeği burnunda solan bu gülüm,
Toprağa karışan saçlar ağlıyor.
Can dayanır mı böyle bir zara,
Kaldı kıyamete bendeki yara,
Dur mezarcı kazma vurma mezara,
Sen görmezsin toprak taşlar ağlıyor.
Ötme bülbül ötme bağlar yaslıdır,
Bugün Ardanuç’ta çağlar yaslıdır,
Kalan bir Kerem’dir, giden Aslı’dır,
Ovalar, yaylalar, köşkler ağlıyor.
Efkârî sen gamsız kalmazsın bugün,
Ortada bir tabut, bu nasıl düğün,
Her kimin yüzüne baktıysam bugün,
Çekilir yürekler içler ağlıyor.
Efkârî

4-TAŞLAMA:

Halk edebiyatı nazım türlerinden olan taşlama, toplumun aksayan yönlerini, kişilerin olumsuz hâl ve hareketlerini eleştiren, yeren şiirlerin genel adıdır. Bir başka deyişle bir kimseyi veya toplumun bozuk yönlerini eleştirmek için yazılan şiirlerdir. Koşma nazım şekliyle yazılır. Âşık Dertli, Bayburtlu Zihni, Ruhsati ve Develili Seyranî önemli taşlama şairleridir.

TAŞLAMA

Ormanda büyüyen adam azgını
Çarşıda pazarda seyran beğenmez
Medrese kaçkını softa bozgunu
Selam vermek için insan beğenmez
Alemi tan eder yanına varsan
Seni de yanıltır mesele sorsan
Bir cim bile çıkmaz karnını yarsan
Meclise gelir de erkân beğenmez
Her çeşit insandan birkaç eşi var
Mektepten kovulmuş günah işi var
Rabbi yesirde dört yanlışı var
Tahsil etmek için irfan beğenmez
Ellerin evinde çul fîraş olur
Burnu sümüklüdür gözü yaş olur
Bayramdan bayrama bir tıraş olur
Gider berbere de dükkân beğenmez
Dağlarda taşlarda dolaşan Yörük
İnsanlar içine çıkmayan hödük
Bir elife dili dönmeyen sürtük
Şehirde tecvitle Kur’an beğenmez
Yayladan yaylaya konup göçer de
Arpayı buğdayı ekip biçer de
Mısır yaprağın kıyıp içer de
Tütünü bulunca duman beğenmez
Bir odası vardır gayet küçücek
Kendi aklı sıra keyf yetirecek
Bir çanağı yoktur ayran içecek
Kahveyi bulunca fincan beğenmez
Seyranî söyledi bu doğru sözü
Haddeden çekilmiş doğrudur özü
Şehre gelin gitse bir köylü kızı
Lal ü güher ister mercan beğenmez
Seyrânî

HALK ŞİİRİMİZİN TARİHÇESİ

Anadolu’daki Türk halk şiiri, kökleri İslâmiyet öncesine dayandığı için tarihi en eski olan şiirimizdir. Muhakkak ki, Orta Asya şiir geleneğimizi Anadolu’ya gelişimizden itibaren de sürdüren âşıklarımız vardı. Ne var ki ilk temsilciler hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz. Adından söz edilen ilk halk şairimiz
14. yüzyılda Timur’un 1386’da Kars’ı işgal etmesi üzerine şiirler söyleyen Baykan yahut Bıkan adlı şairimizdir. Bu şairimizin:

Bu yıl kıştan keçip bizim yazımuz
Çığır bülbül güle yetmez nazımuz
Düşüb can kaydına itdük özimüz
Çü kars ögin alıp Kağan-ı Tatar

Dörtlüğüyle başlayan şiiri, Halk şiirmizin bu yüzyılda bilinen ilk örneği olarak kabul edilmektedir. Bu bakımdan Baykan’ı 14. yüzyılın tek temsilcisi olarak görmek durumundayız. Aynı belirsizlik 15. yüzyıl için de geçerlidir. Bu dönemden de hiçbir halk şairinin adı günümüze ulaşmamıştır. Bu yüzyıla ait bildiğimiz tek şey, Bahşi adındaki bir ozanın Sultan Selim’in Mısır seferi hakkında söylemiş olduğu destandan kalan küçük bir parçadır. Bir de Meâlî adlı klasik şairin, 1511’deki Şah Kulu olayını anlatan 8’li hece ölçüsü ve âşık tarzında 15 bentlik bir destanı bilinmektedir.

16. yüzyıla geldiğimizde ise bu belirsizlik ortadan kalkar. Bu yüzyıla ait kimi halk şairleri ve şiirleri hakkında az da olsa bilgi sahibiyiz. Divan ve tekke şiirinin çok önemli şairlerinin yetiştiği bu dönemde adlarından söz edebileceğimiz âşıklarımız mevcuttur. Bunlar arasında isimleri ve eserlerinden bazıları günümüze kadar gelen halk şairlerimizden en önemlileri şunlardır: Armutlu, Bahşî, Çırpanlı, Geda Muslî, Hayâlî, Köroğlu, Kuloğlu, Kul Çuha, Kul Mehmed, Kul Pîrî, Oğuz Ali, Ozan, Karaca oğlan ve Öksüz
Dede’dir.

Bu dönem için söylenecek bir söz de şudur: Bu dönemde Divan şairleri belli merkezlerde bulunmaktadır. Halk şairleri ise Anadolu’dan Rumeli’ye, Ortadoğu’dan Afrika’ya yani Osmanlı’nın olduğu her yerde bulunmaktadırlar. Zaten bu dönem şairlerinin çoğunun asker şair oluşu da bu yüzdendir. Zira bu çağ, başka coğrafyalara çok sayıda akınların yapıldığı bir zaman dilimidir. Birinci ve ikinci Lehistan seferleri, Yunanistan ve Güney Mora akınları bu yüzyılda gerçekleşmiştir. Bu yüzden şairlerimiz bir taraftan savaşarak devletin sınırlarını genişletirlerken bir yandan da şiirleriyle Türkçenin ses bayrağını bu coğrafyalarda yükseltmişler, buralarda bir dil ve kültür fethi gerçekleştirmişledir.

Bu şairlerimizden çoğu bu yüzden asker şairler olarak dikkati çekerler. Bu yüzden şiirleri ya savaşlarla ya da ölen asker ve komutanların acılarıyla ilgilidir. Mesela bu yüzyılın şairlerinden Bahşî’nin:

Sultan Selim’in cülûsunda
Salâ dedi de yürüdü
Gidelim Mısır’a doğru
Yola dedi de yürüdü

Mısralarıyla başlayan şiiri, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi için söylenmiş bir destanıdır. Aynı şekilde Armudlu’nun:

Murad Reis geldi gulbang çaldırdı
Din-i İslâm sancağın diktügi vaktin

Şeklinde başlayan şiiri tarihi hadisleri şiir diliyle anlatan bir metin olarak dikkati çeker.

Şüphesiz, bu dönem şairlerinin farklı temalarda şiirleri de bulunmaktadır. Burada özellikle Karaca oğlan’ı anmamız gerekiyor. Zira Yunus Emre, nasıl Anadolu’daki Tekke şirinin en büyük temsilcisi ise halk şiirinde de bu özelliğe sahip olan şairimiz Karaca oğlan’dır. O da Yunus Emre gibi kendi tarzında sonradan gelecek olan şairlerin “pîr” kabul ettikleri bir isim olmuştur.

Karaca Oğlan cönklerden ve sözlü gelenekten beslenen bir şair sıfatıyla yabancı dillerin etkisinden uzak Türkçesiyle tamamen yerli şiirler söylemiştir. Lirik tarzdaki şiirleriyle Anadolu insanının sesi olan Karaca oğlan’ın dışında Köroğlu’na da dikkat çekmek gerekir. Onun şiirleri de epik şiirimizin seçkin örnekleri olarak hâlâ dillerdedir.

17. yüzyıl halk şiirimizin en bereketli zamanıdır. Bu yüzyıl hem şair hem de eser çokluğu bakımından dikkati çeker. Söylenebilecek bir başka özellik ise bu çağ yine fetihlerle geçtiği için şairlerin çoğu yine asker şairlerdir. Bu yüzden şiirlerinin çoğu bu savaşlar etrafında söylenen koşma ve destanlardan oluşmaktadır. Halk şiirimizin bu devirdeki başarılı grafiğinin bir önemli sebebi padişah IV. Murad’ın saz şairlerine gösterdiği yakın ilgi ve destektir. Bu yüzden onlar da şiirlerinde IV. Murad’ı sık sık övmektedirler. Bir örnek olarak âşık adlı şairin padişahın ölümü üzerine söylediği şu dörtlüğünü analım:

Kul dostların gözü ağ olsun
Düşman olanların bağrı dağ olsun
Şimdilik Sultan İbrahim sağ olsun
Darb ile fethettiğim Bağdat elveda

Bu devirle ilgili söylenmesi gereken bir özellik de şudur: Halk şairlerimiz arasında okur yazarların sayısı bir hayli fazlalaşmıştır. Saray çevresine yakın olmaları bunu sağlayan sebeplerden biridir. Bu yakınlaşma sonucu bazılarının arı Türkçeden uzaklaştıkları ve divan şairleri gibi şiirler söyledikleri görülür. Gevher ve Âşık Ömer, bu eğilimin iki önemli ismi olarak dikkat çeker.

Devrin önemli şairlerine gelince; gerçekten de bu çağda adları ve eserleri günümüze kadar ulaşacak olan büyük isimler yetişmiştir. Bunlardan en dikkat çekici olanlar ise şunlardır: Âşık Ömer, Gevherî, Ercişli Emrah, Kayıkçı Kul Mustafa, Kuloğlu, Temeşvarlı Gazi Âşık Hasan, Bursalı Âşık Halil birinci derecede akla gelen isimlerdir. Bunların dışında Demircioğlu, Gedâî, Keşfî, Kul Süleyman, Şermî, Zaifî de belli bir seviyenin üstünde olan şairlerdir.

Bu isimler arasında şüphesiz ki çağa damgasını vuran iki isim Âşık Ömer ve Gevherî’dir. Bu hem şairlik güçleriyle hem de Karaca Oğlan geleneğini divan şiirine yaklaştıran isimler olarak öne çıkarlar. Bu dönemde halk şiirinde hecenin yanı sıra aruzun da kullanıldığını görürüz. Bu da onların tahsil görmeleriyle açıklanabilir. Mesela Âşık Ömer’in şiirlerinden onun iyi bir tahsil gördüğü ve Farisi bildiği, Mevlâna’nın Mesnevi’sini, Hafız’ın Divan’ını okuduğu anlaşılmaktadır. Aynı durum Gevherî için de söylenebilir. Onun şiirlerinden de oldukça iyi bir eğitim görmüş ve yalnızca halk arasında değil saray çevresinde de bilinen ve tutulan bir âşık olduğu anlaşılmaktadır.

18. asır, halk şiiri açısından iki önemli özellik arz eder. Birincisi, bu asırda halk şiiri geniş bir yaygınlığa ulaşmıştır. İkincisi, İstanbul gibi bir kültür muhitinde bile halk şirinin kabul görmesi, beğenilmesidir. Halk şiirinin İstanbul’da kabul görmesi içine divan şiiri unsurlarının da girmesi sonucunu doğurmuştur.
Bu etkilenme özellikle dilde görülür. Ayrıca bu asırda halk şairleri ile tekke şairleri birbirlerine çok yaklaşmışlardır. Buna karşılık bir önceki asırda olduğu gibi mesela Karaca Oğlan gibi büyük isimler yetişmemiştir. Yetişenlerin çoğu, bir önceki dönemin ustalarını taklit ile yetinmişlerdir. Hemen hepsi
şehir şairlerinin etkisindedirler. Bu da onların saray ve konaklarda bulunmalarıyla ilgilidir.

Bir diğer özellik de şudur. Saz şairleri bu devirde divan şairlerinin de etkisiyle lirik şiirlerden çok hikmetli manzumeler söylemişlerdir. Önceki asrın destan geleneği ise muhteva değişikliğine uğramış, savaş destanlarının yerini toplumsal olayların gülünç taraflarını anlatan destanlar almıştır. Bütün bunların yanı sıra bir başka özellik ise saz şairleriyle tekke şairleri arsındaki dil ve üslup benzerliğidir. Bunda bu şairlerin kendilerine uygun muhit olarak tekkeleri seçmeleri etkili olmuştur. Hatta bu durum kimilerinin saz şairi mi tekke şairi mi sayılmaları gerektiği hususunu tartışmalı hale getirmiştir.

Yine fetih asırlarının bitmesi yüzünden bu asırda asker şairlere de rastlanmaz. Zira bu devirde IV. Murad devrinde olduğu gibi savaşlar yoktur. Devrin önemli isimlerinden bazıları şunlardır: Ravzî, Kâtibî, Mecnunî, Levnî, Abdî, Âşık Halil, Nigarî, Âşık Budala, Âşık Ahmed, Âşık Bağdadi, Tamburî Mustafa Çavuş, Şükrî, Âşık Nuri, Şem’i, Âşık Vartan, Âşık Derûnî, Kütahyalı Sırrî, Azbî, Âşık Nuri, Talibî adı anılması gereken şairlerdir. Bunlar arasında öne çıkanlar ise Levnî, Bursalı Halil, Abdî ve Tamburî Mustafa Çavuş’tur.

19. asır, Osmanlı’nın sancılı yıllarıdır. En çok öne çıkan hadise ise devletin varlık yokluk mücadelesi içine girmesi, Yeniçeri teşkilatının kaldırılması ve ardından çıkan Kabakçı isyanıdır. Bu devrin saz şairleri işte bunlar ve benzeri hadiselere tanıklık eden şiirler yazmışlardır.

Bu devrin şairleri de büyük ölçüde okur yazar kişilerdir. Bu yüzden onlar da divan şiiri etkisinde şiirler yazmışlardır. Dikkat çekici bir husus da şairlerin çoğunun gezgin kişiler olmalarıdır. Bütün bunlardan sonra söylenecek en önemli husus ise bu çağda da sayıları az olsa da çok güçlü şairler yetişmiş olmasıdır. Zihnî, Şem’i, Emrah, Âşık Şenlik bu isimlerin en önde gelenleridir. Hatta bu isimler saz şiirinde Emrah, Ruhsati, Âşık Şenlik kolu gibi müstakil kollar oluşturmuşlar ve saz şiirimiz bundan böyle bu üç kol üzerinde yürümüştür. Bu durum, halk şiirinde usta çırak münasebetinin köklü bir geleneğe dönüşmesi gibi bir sonuç da doğurmuştur.

Yine bu dönemde bu şiirde bir yenilenme de görülür. Ortaya yeni konular ve biçimler çıkar. Aruzlu türkülere ağırlık verilir. Yine bu asırda halk şairlerinin örgütlü bir topluluk oldukları görülür. Öyle ki bu şairlerin bu asırda kendilerine özgü kahveleri, loncaları vardır. Gerek İstanbul içinde gerekse zaman zaman çıktıkları Anadolu gezilerinde geniş bir ilgiye mazhar olmuşlardır. Bu yüzyılda asker şairler tamamen ortadan kalkar. Tekke şairleri ile halk şairleri arasındaki yakınlaşma bu asırda da devam eder. Asrın önemli şairleri; Zihnî, Kayserili Seyranî, Tokatlı Nuri, Ruhsatî, Ispartalı Seyranî, Miratî, Âşık Ali, Derdli, Erzurumlu Emrah, Sümmanî, Celalî, Dadaloğlu, Deli Boran, Salip Baba, Zileli Talibi, Âşık Şem’i, Âşık Şenlik’tir.

20. asır halk şiiri için verimli bir yüzyıldır. Değişen sosyokültürel şartlara rağmen başarı çizgisini bu çağda da sürdüren halk şiiri geleneği çok sayıda âşık yetişmiştir. Bu asırda önemli bir değişim ise halk şiirinin aşk, gurbet gibi geleneksel temalarına toplumsal konular, demokrasi, özgürlük gibi yeni kavramlar girmiştir. Bu yeni dönemde halk kültürüne büyük önem verilmiş, halk müziği ve dili araştırmaları bilimsel bir kimlik kazanmıştır.Bu çağa özgü söylenebilecek diğer özellikler ise şöyledir:

Halk şairleri usta-çırak ilişkisi içinde yetişmeye devam etmişlerdir. Karaca Oğlan, Emrah, Dadaloğlu gibi geleneksel ustaların yanı sıra bir önceki yüzyılın Seyrani, Ruhsati gibi ustalarının açtığı yolda yeni eserler verilmiştir. Şairlerin çoğu saz eşliğinde şiir söyleme geleneğinin takipçisidirler. Bu yüz yıla özgü bir özellik de bazı şairlerin saz çalma geleneğine uymayıp sadece şiir yazan şairler olmalarıdır. Bu dönem halk şairleri, şiirlerinde geleneksel konuların yanında güncel konuları da işlemişlerdir. Dil, önceki dönemlere göre daha sadedir. Divan şiiri etkisi ve Arapça-Farsça sözcüklerin kullanımı bu dönemde oldukça azalmıştır. Bütün bunlara ilave olarak bu asırda gazetelerin ortaya çıkıp yaygınlaşması, birçok teknik aracın icadı ve sosyal değişmeler şehirlerde saz şairlerinin yetişme ve gelişme ortamını ortadan kaldırmış olmakla birlikte sayı olarak âşıklarda bir azalma görülmez. Aksine çoğalma görülür. Konya ve başka şehirlerde yapılan âşıklık şölenleri bu geleneğin bu çağda da devamında etkili olmuştur.

Devrin usta şairleri olarak da şu isimleri anabiliriz. Âşık Veysel, Âşık Mehmet Yakıcı, Ali İzzet Özkan, Bayburtlu Hicrani, Âşık Mahzuni, Kağızmanlı Hıfzı, Şeref Taşlıova, Âşık Müdami, Âşık Reyhanî. Bunlar arasında Âşık Veysel bu dönemin en sembol ismi olarak öne çıkar.

Kaynak: Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı

Hakkında editor

editor
Sitemizin orta öğretim seviyesinde bir eğitim sitesi olduğunu lütfen unutmayınız! Lütfen şiir ve yazılarda hata veya yanlışlık olduğunu düşünüyorsanız bildiriniz... Yazı, şiir ve yorumlarınızda ziyaretçilerimizin yaş grubunu düşünerek seviyeli ve dikkatli olunuz. Telif haklarına dair sınırlamalara mutlaka uyunuz. Alıntılarda muhakkak kaynak gösteriniz. Emeğe saygılı ve genç beyinlere faydalı olmaya gayret ediniz. Sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler...

göz atmak isterseniz ...

TANZİMAT DEVRİ TÜRK ŞİİRİ

TANZİMAT DEVRİ TÜRK ŞİİRİ Osmanlı Devleti’nin son yüzyılına kadar Halk, Tekke ve Divan şiiri olarak …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

16 − = 13